30 Mart 2011

yazdan kalma bir günde




pencereye yaklaşıp tülün ardından sokağı izledim. dışarda yazdan kalma bir gün vardı, güneş ışıldadıkça sanki benim içim de ışıyordu. erik ağaçlarının pembe çiçekleri baharın erken müjdecisi gibiydiler. asfalt yolda bir sokak köpeği umarsızca geziniyor, esnaflar birbirleriyle olağan sohbetlerini ediyorlardı. pencereyi aralayınca tatlı bir esinti doldu içeriye. gökyüzünün bitmek bilmez maviliği beni alıp bambaşka bir düşünce çağına götürmüştü gene. insan ne kadar barbar olursa olsun, doğa; işte bu yazdan kalma günde olduğu gibi insanı da kendinden sayıyor, onca şavaşın ve sömürünün lanetine rağmen onu bu güzellikten mahrum bırakmıyordu...


insan çokça zaman susuyor mavi çünkü yol bitiyor. gün geliyor tek başına kalakalıyorsun. o senin sesini duysa bile sana ses veremiyor. çünkü yolun sonunda bile hala her şey çok uzakta, sense her zamanki gibi bu hayatın içindesin. işte modern çile böyle bir şey. çark durmaksızın dönüyor ve senin içinde aşk da umut da her an biraz daha azalıyor...


t.k

9 Mart 2011

SANA DAİR


keşke gerçekten sevmeseydim seni
o vakit çok kolay olurdu her bir şey.
misal ayağımı kaldırmadan bile
bin kez söyleyebilirdim seni sevdiğimi.
öpüşlerim sahte olur,
ne yaparsam yapayım
asla göremezdim ne kadar mavi olduğunu...

t.kurt

7 Mart 2011

SEKİZ MART'A DAİR

Neredeyse Eksiksiz

Biliyorsun, ölüm diye bir şey yok, diyor adam kadına.
Biliyorum, evet, artık öldüğüme göre, diyor kadın.
İki gömleğin de ütülendi, çekmecede,
sadece küçük bir gül benim özlediğim.

Çev. Cevat Çapan

Yannis Ritsos

4 Mart 2011

aşka dair

ben bi düş gördüm
ihlamur ağaçlarıyla çevriliydi dört bi yanım
kokladım doyasıya
uyandım!yoktun.

ben aradım seni
her şey uzaktı,
uzak maviydi
mavi sen.

senin gümüşten kanatların vardı
çünkü sen bi periydin
bense kalbini arayan pinokyo...

t.k

21 Şubat 2011

ÖLÜ ZAMANLAR

Tatsız tuzsuzdum. Üzerimde ağır bir yükle uyanmıştım, yataktan kalkmak zor geliyor fakat parmağımı bile kıpraştırma isteği duymuyordum. Duvarların rengi soluk, içerinin havası ölü gibiydi. Pencerenin aralık perdesinden sokağın başındaki çınar ağaçları gözükmekteydi. Ağaçlar yapraksız, hava buz gibi, her şey ama her şey içimdeki denize çok uzak, bense her zamankinden de daha yalnızdım. Ezbere bildiğim birkaç şiiri bile kendime mırıldanamıyordum. Saatlerce o mezarda kaldım. Ne acıkıyordum, ne de susuyordum yalnızca bin bir türlü düşünce biri bitmeden diğerine gide gele aklımı meşgul ediyor, hiçbir şeyin sonuna asla varamıyordum. Takvim ilişti gözüme. 14 Şubat iki bin on bir. Oysa bugün pazardı. Demek gene birikmişti yapraklar. Nerden geldiyse aklıma takvim yapraklarındaki yemek tarifleri geliverdi ama gene acıkmadım, tuhaf bi şekilde midem bulandı. 14 şubat bir şeyleri çağrıştırıyordu ya ne olduğu bir türlü aklıma gelmedi. Kafamın içinde bir fare vardı da sanki durmaksızın kablolarımı kemiriyordu. Ah keşke yeniden uyuyabilseydim. Gözlerimi kapadım koyun saymaya başladım. Koca bir çiftliğim olmuştu ama halâ uyuyamıyordum. Dışarıdan gelen ezan sesiyle gözlerimi açınca aklıma gene bir soru takıldı. Acaba gerçekten tanrı var mıydı? Ne kadar düşündümse de tanrıya dair hiçbir iz bulamadım. Pencerenin aralığından içeri sızan gün ışığı yüzüme düşünce içimde bir şeyler ısınır oldu, artık bu mezardan kalkmak, dışarı çıkmak ister gibi oldumsa da yastıkta başımın oluşturduğu çukurun sıcaklığından vazgeçemedim. Tavanda siyah küçük bir karartı ilişti gözüme. Beyazın sonsuz boşluğundaki bu kara noktanın ne olduğuna yordum aklımı. Bu olsa olsa aşktı ama ölü, artık uçamayan bir aşk. Aşkla alay ettiğim için kendi kendimi azarladım. Mezarımı öyle çok seviyordum ki sanki orada dünyanın dışına çıkmış gibiydim. Kapı zili çalıyordu açmıyordum, telefon çalıyordu açmıyordum, dışarıdan korna sesleri geliyordu bakmıyordum, içimdeki bana kızıyordu, oralı bile olmuyordum…
t.k

20 Şubat 2011

Bir Nisan Yağmuru

“bir nisan yağmuru” nda ıslandın mı hiç
damlalar akıp giderken yüreğinden
fısıltı çığlığın karıştı mı sularına

içindeki çocuk da baktı mı gözlerine
tuttun mu teninin doruğunda göz izini
soludun mu rengini gökyüzünün

ışığın kırıldığı yerde, gülümsedin mi yoksa
gülümsedin mi söyle…


Aynur Uluç

12 Şubat 2011

ŞUBAT

bilirim erik çiçeklerini
nasıl da bitirimdirler
hele ki ısınmaya görsün ortalık.

imlaya da uymuyor
yanı başımdaki o hırçın gerçek
içimde çoook ağır bi yük var

bu sıralar kafakağıdımdaki ismim aslını arıyor
çocukluğunu, yağmurunu, ille de mavisini
oysa aşk kemirgen bir sırdır, bilirim.

cin ali'nin maceralarıyla okumayı sökmüş
çengelli harflerin pramitlerinde yapayanlız bi şairim
bu yıl da geçti ya, belkim başka bi şubata bulurum seni...

t.k

Gazze

Senin kimliğin ne renk çocuk Duvarın hangi yüzünde ağlarsın tanrılara Ben bir kırlangıcım geri döndüm babamın yurduna Yurdumki; ...