5 Mart 2015

bilip susmakla bilmeden konuşmak

evet bahar geldi,epeydir soğuk geçen havalar umarım tez vakit ısınıverir.mart ayını çok severim,tam gününü köylü annem bilemese de bu ayda doğduğum kesindir.mevsimsel soğukların,kar yağışının, uzun yağan yağmurların da düşününce bir sürü güzel yanı var elbet de ama düşünsel soğukluklar,yanı gericiliğin, ırkçılığın,bunların çizdiği çemberlerde yaşanan tutuklu hayatların pek bir güzel yanı yok.sanki bir paul auster cümlesi gibi oldu ama bence tutuklu hayatlar tanımı doğru bir tanım ülkemde yaşayanlar için. gözde cinayeti sonrası işlenen pek çok cinayet oldu ki az daha gebze harem dolmuşunda bende böyle bir cinayete kurban gidiyordum,artık ulaşımda sıklıkla metroyu tercih ediyorum çünkü en azından orada elinde kitap okuyan bir kaç kişi gözüme çarpıyor.kitap okuyan gençleri görünce içimde çiçekli bahçelerin huzurunu duyumsuyorum. dostoyevski demiş ya; yoksulluk bütün belaların anasıdır, diye,galiba bu söz bügün de hala geçerli.bu sıra annem hastalandı,o yüzden pek roman okuyamadım,en son okuduğum ece temelkuran'ın devir rromanıydı. pek bi sevmiştim. özellikle oradaki hüseyin abiyi,çocuk ayşe'yle çocuk ali'yi, kuğuları uçurma serüvenini ve de  meclise kelebekler sokmayı hiç unutmam artıkın. kuğulu parktaki kuğular uçmasın diye kanatlarındaki bir kemik ameliyatla çıkarılıyormuş ve bu yüzden artık uçamıyorlarmış,bu ülkenin çocukları da büyüyünce özgürce uçamasınlar tutuklu hayatlar yaşasınlar diye genç yaşta aydınlık fikirlerden uzak tutulmakta ve karanlığın bilinciyle büyütülmekteler. yetmedi öldürülmekteler.

valinin elinden mikrofon alan cumhurbaşkanı çocukları, yolsuzluğun hırsızlık olmadığına fetva veren müftüler, kadının dövülmesini buyuran kutsal sözler, madenlerde ve sokaklarda ölenlerin vicdanlara gömülemediği bu gri günlerde içimde bir kafka uğraşmakta hala aynanın öte yüzüne geçmek için. işi zor biliyorum ama galiba imkansız değil.

bir sinema filmi çekmeyi düşünüyorum tüm bu uzaklıkları anlatan,hans fallada romanlarındaki o küçük adamların,saul bellow romanlarındaki o entellektüellerin bir türlü giremedikleri şatonun filmini çekmek istiyorum.neden hep uzak gökkuşağındaki renkler bize. ne anlamı var hayırlı cumaların,neden marslı kadınlar.şimdi bütün narlar  bi haydar ergülen mısrası...

değişecek diyoruz ya sanki pek değişmeyecek,spartaküsten beri ölüyoruz,bakın yunanistan'da syriza bile seçmenine verdiği sözlerden çark etti,bizdekiler onlar kadar olamadığına göre ah benim belalı başım, nerdedir pişmiş aşım.sevgili aziz nesinin bi öyküsü geldi aklıma,sizde bilirsiniz belkim bu öyküyü; du bakalım nolcak.

yok ben umutlu bir insanım,stepan hawkins gibi sadece parmağını kımıldata bildiği haldeyken bile  üç bilinmeyenli fizik problemlerini çözebilen insanların olduğunu biliyorum ki ama galiba bu sorunları çözmek insanlığın sorunlarını çözmekten sankim daha kolay. sahi cennet ve cehennem diye bir otel var mı o gidip de dönülmeyen yerde. sahi bunca kafa kesen cariye pazarında kadınları satanlar orada cennete ben gibi şiir emekçileri cehenneme mi rezarvasyon yaptırıyoruz bu dünyadaki hayatlarımızla.ay komik bile değil,en iyisi yakılarak ölmek ve küllerimin denize ama bizim denize savrulması. yaşar kemal ölmedi ki çünkü o ince memet, beşinci ciltte geri dönecek.

ben bunları çalakalem masa üstü bilgisayarımda yazarken kapı zili çaldı,söylenerek açtım kapıyı.seksen yaşlarında bir ihtiyar gülümseyen bir yüzle annen bahçedeki ağaçları her sene bana budatır evlat dedi,bahçede bir ceviz ve iki küçük erikle vişne var budayıverem dedi. cevizin budanmamasının ama ilaçlanmasının iyi olcağını eriğin ve vişneninse doğru budanmassa meyvelerinin kısır ve tatsız olacağını söyledi. o sıra aklımdan nazımın yetmişinde bile zeytin dikeceksin mısraları geçti aklımdan.bir bardak meyve suyu ikram ettim,ismini sordum,ismi ibrahim çelik,sair faik öykülerindeki insanlar gibiydi gözlerindeki ışıltı. insan varsa umutsuzluk diye bir şey yok dedim kendime.gülümsedim

demem o ki arkadaşlar,sevgili blog okurlarım vaktiyle sevdiklerim şimdi saydıklarım demem o ki güzel yürekli kuğular bilip susmakla bilmeden konuşmak aynı şeydir.özgürlüğü bilip susmayalım yoksa ursula romanlarındaki o uzak evrenler bile bizi kurtaramaz.

imlasız yazdım düzeltmeyide düşünmüyorum,bizimde günahımız bu olsun, oylar çarşıya...

21 Şubat 2015

yüreğimle konuştum




dün gidecek hiçbir yer bulamadım
ve konuşacak hiçbir dost
bir parkta oturdum
ve yüreğimle konuştum.

seni yüreğime anlattım
trende omzuma başını koyup uyumandan
Beşiktaş vapurundan
Kızkulesi'nden
doğduğun günden
makarna tariflerinden
ince hastalığından
asabi oluşundan
kağıt helvasını çok sevdiğinden
ve hoşçakal bile demeden gidişinden bahsettim.

sonra seninle
tesadüfende olsa
karşılaşma ihtimalini sordum yüreğime
açlığın çaresi vardı da
aşkın çaresi yoktu her zaman:)

sonra medeniyetten kalma sorunları konuştuk
ekmeğin kapkara olduğundan
kaç para kazandığımdan
memleket meselelerinden
yapmak istediğim şeylerden
yarıda bıraktıklarımdan
yanlış yaptıklarımdan
yazdığım şiirlerden konuştum yüreğimle.

anlayacağın
bütün çıkışlar tutulduğunda
bütün kapılar yüzüme kapandığında
ben dün bir parkta oturdum
ve yüreğimle konuştum...

tk/1998





19 Şubat 2015

ÇAYKA




Dalıp gitmişti vapurun korkuluklarında. Sıra sıra dizili portakal renkli can simitleri ilişti gözüne. Martılar süzülüyor, çalkalanan deniz köpürüyordu. Şehrin iki yakası arasında kalmış yapayalnız bir yürekti işte. Hasret toprağını sürüyordu dizeleri (toprağına gömsem köklerimi /bi yağmur yağsa/yüzünde yeşerse papatyam/öpsem öpsem doyasıya...) Şimdi cigarayı söndürüp denize atsa, bindiği vapur hiç kıyıya yanaşmasa, dolansa dursaydı böyle hep... Ama olmuyordu! Hayatın bir kıyısı vardı her zaman. Hangi kıyıya baksa orada onu görmekten mi bıkmıştı, yoksa her şeyde onu yaşamaktan mı? Bilemiyordu, dahası bilmekte istemiyordu. Ne karmaşık, ne amansız bir bilmeceydi aşk! İşte o vakit susuyor, keşkelere sığınıyordu. Bir yediveren ağacına konmuş serçelere benziyordu yüreği o vakit, sığmıyordu içi içine. Usulca gözlerini kapayıp unutmak istedi her şeyi, dört bir yanını mavi karanlıklar sarmıştı şimdi. Bir ormanda terkedilmiş küçük bir çocuk gibi yolunu yitirmiş, kalakalmıştı bu dipsiz karanlığın orta yerinde. Issız, ıpıssızdı zaman. Ansızın bir martı çığlığıyla açtı gözlerini. Uzakta eflatun sisler içinde kalmıştı şehir. Adalardan esen çam kokulu rüzgârlar doluyordu içine. Doyasıya nefes alıp verdi kaç kez anımsamıyordu. İskeleye yanaşan vapurun çalkalandırdığı denizde köpük köpük anaforlar oluşuyordu. Bir balıkçıl sulara dalıp ağzında karnı gümüş grisi balıkla havalanıyor, onu bir başkası takip ediyordu. “bak oğlum hayat durmaksızın sürüyor işte” diye geçirdi aklından. Sonra nedenini, niçinini düşündü bu sürekliliğin. Aklının bir yanı kendini yiyip bitiriyor, diğer yanı “hayat maviş bir figürde ondan be” diyordu bitmeyen bu çelişkide; içinden dışına bir git geldi duyguları… Her şeyi o vapurda bırakıp inmeliydi aşağıya. Bir acı çöreklendi göğsüne. Sustu. Sustukça daha da koyulaşıyordu deniz...

Martılar çığlık çığlığa onu çağırıyordular karaya, erguvan ağaçları elini uzatmıştılar ona tut diye.

Güneş pırıl pırıl bir yol açmıştı karanlığında...

Yürümekti(yaşamaktı) ona kalan... Kanat çırpmak, uçmayı düşlemekti ve de.






ateşinsesi

17 Şubat 2015

Devrim






Belki çok uzaktı o gün,belki çok yakın
Aynalardaki buğuya yazılmıştı adın
Gülüşünü taşıyordu tüm sokaklar
Sessiz bir şiir okur gibi yürüdüm ardında...

tk



9 Şubat 2015

Rosa'ya Soneler




Çokçası yediverenleri,erguvanları sever
Oysa ben çamları,söğütleri sevdim
Yani çiçekleri kalplerinde açan ağaçları...

Bazen karanlıkta yalnız olmanın korkusuna düşüyorum
Bazen de senden uzakta olmanın korkusuna
Öyle uzun yağıyor ki yağmur
Öyle güzel ki yağmurun sana benzemesi

**

Okyanusun kalbi
Bir asmalı kilit kapılarda
Sanırsın yazdan kalmış bir yara
Bu güneşli ekim
Kıyılar sana yakın, mavi ona uzak
Oysa yangından tek kurtarabildiğin o sözcükler hep aklında...

***

Fenerini her gece yaktığım şu küçücük dünyamda 
Seni içimde bir ateş gibi düşündüm
Sonra tuttum böylesi aklıma gelmeni sevdim
Sen ki; içimde bir arya gibiydin
Sesin akşam alacasında bir sığırcık sürüsü

tk


5 Şubat 2015

İthakiler




Yola çıkan yanında taşımalı kalbini
Hangi yıldız kuzeyde parlamaktadır bilmeli
Hangi dağ kaç yaşında bilmeli
Bilmeli gecelerin neden suskun olduğunu

Birini seversin de onun asla haberi olmaz ya bundan
Zaman akar ya kendi neşesiyle
İşte en çok bu kor adama
Sevmemeli belkide becerebilmeli bunu
Sahi ırmaklarda uyur mu geceleri?

İthaki'ye dönmeyi düşlüyorum
Çocukluğumun o masal yurduna
Birde yine seni bulabilmeyi orada
Oysa senin hiç umrunda değil sevilmek
Dünya kötü çünkü, geceler uzun
Sırf bu yüzden haklısın belki
Ama İthakiler kalbindedir insanın
Unutmamalısın bunu...

tk



3 Şubat 2015

türkiye iŞÇi sınıfına selam



onların arasında yürürken
gözlerimde martılar uçuşuyor
en güzel şiir bu olsa gerek
:)

Gazze

Senin kimliğin ne renk çocuk Duvarın hangi yüzünde ağlarsın tanrılara Ben bir kırlangıcım geri döndüm babamın yurduna Yurdumki; ...