25 Eylül 2015

ELSA VE UZAK



                                                                               


ve yol onu alıp, öyle uzağa götürmüştü ki
yolculuğunda içini döktüğü günlüğü olmasa
sırlarını bende bilemeyecektim.
en büyük korkusu aştan
ve adaletsizliktendi,
ekmeği bölüşemeyen bu vahşi canlı türü
aslında aşkı da bölüşmeyi çoktan unutmuştu.
gökyüzü hep uzak
taşlar hep suskundu.
-ki yüzlerde öyle

...

yol sona ersin
bir şey olsun
ölüm mesela
ya da ne bileyim bir deniz çıksın karşısına
ve iskelede kalkmaya hazır bir gemi olsun istiyordu ya
istedikleri hem yanı başında
hem çok uzaktaydı
tıpkı her seferinde ilk öpüşmesini anımsadığı gibi çok uzakta.


....

apansız gün doğuveriyor
sonra gene gece oluyordu
günler uzun ve acı dolu
geceler kısa ve sessizdi
gecelerin konuğu yıldızlarsa
bildikleri kadar pırıltılıydılar
tanrı yok ve hiç olmadı diyordu kuzeydeki parlak yıldız
güneydeki adaletin ve aşkın da olmadığını söylüyordu
bir tek doğudan doğacak o büyük yıldız ışığa inanmayı vaaz ediyor
ve acıyı yayıyordu dört bir yana

...

yol bitmiyor,
uzadıkça uzuyordu
hayat iyi şeylerin günlüğünü tutmayı çoktan unutmuş
mor menekşeler yurtlarına bir çiçekçide mülteci olmuşlardı
-ki salyangoz yavaşlığıydı bu
aynı kadrandaki akrep ve yelkovan gibi birbirlerini kovalayan(belki de arayan)

…



t.kurt


16 Eylül 2015

KEÇİ ÇOBANI






Öğlen güneşi bir bıçağın yüzünde ışıldar gibi parlıyor,gökyüzü yangından geriye kalan kül grisi yüzüyle herşeyin üzerini örtüyordu. Bütün keçiler kaynağın başında toplanmış kana kana su içiyorlardı.Küçük kız da keçiler gibi eğilmiş dudaklarını suya değdirerek su içiyordu,yeşil gözleri suda dört yapraklı bir gonca gibiydi.

Parmaklarıyla keçileri saymaya başladı.Serçe parmağını tuttuğunda gözleri Mercan adlı kırmızı ve siyah benekli yavru keçiye bakıyordu,iki Zeytin,üç Kıdıman,dört Gökkeçi,beş Aykızı,altı Teke...Hepsi tamamdı,günün bu saatleri iri meşe ağacının gölgesi uyku zamanıydı keçiler için.

Mercan yere uzanmış Zeytin`de onun boynuna koymuştu başını, hemen ortalarında Kıdıman bir küme halinde uyuyorlardı,diğerleri de ayrı ayrı ama birbirlerine yakın uyuyorlardı, sadece Teke bu keçilerin biraz daha uzağında ama onlara bakarak uyuyordu.Küçük kız azık için getirdiği lavaş ekmeğinin arasına tulum peynirini kınalı elleri ile usulca döküyor maharetle dürümünü hazırlıyordu,gözleri Mercan ve Zeytin`in koyun koyuna yatmasına takılmış, bunu çok kıskanmıştı.
"kardeşlik ne güzel bir şey" diye geçirdi içinden.

Suyun sesi ve rüzgarın serin esintisinin meşe yapraklarındaki uğultusu ile oda göz kapaklarını kapattı,bir çıtırtıyla uyandığında bunun ordan geçmekte olan küçük bir kaplumbağa olduğunu farketti, keçilere baktı göz uçuyla sonra yine gözlerini kapattı.Vücudunun toprakta açtığı sıcak çukuruna gömüldü.

Düşünde yemyeşil, geniş kırlarda otlayan keçiler arasında küçük bir kuzu olarak gördü kendini.Keçiler ve kuzu sevinçle oyunlar oynuyorken birden güzel bir yağmur yağmaya başladı, oyunlarına doğa anada katılmıştı.Yağmur damlacıkları önce hepsinin yüzlerine düşüyor sonra onların sevinçle gülen yüzlerindeki tatlılıkla birleşip toprağa akıyordu,her biri bir çiçekte büyüdüğünü görüyordu yüzlerinin,kuzu yüzünü narin bir papatyada görüp hemen tanıdı, bu tatlı düşün içerisinde bir dokunmayla uyandı, gelen annesiydi,yağmura sarılır gibi sarıldı ona

"seni çok seviyorum ana",dedi. Annesine sımsıkı sarılarak.


...


t.kurt


NOT: Annemin çocukluğuna dair anlattığı anılarından derlediğim bu hikaye bu bloğu takip eden tüm barış gönüllülerine hediyemdir.



2 Eylül 2015

güne dair

bazen susmak istiyorum
yağmurun yağışı gibi susarak doyurmak içimdeki çorak toprağı
kimi kısacık şiirler beni alıp götürür çölde bir vahaya
işte bu şiirler susmak gibidirler

öyle kötü zamanlardan geçiyor ki insan hayatı
savaşın ve kanın kutsallığıyla
talan ediliyor içimizdeki tüm vahalar
barışın ve aşkın cömert topraklarında bir karanfil acısıyla da olsa
gene de ben o kısa şiirlere inancımı koruyorum

dün gece düşümde bir kuyruklu yıldızın peşi sıra dolandım durdum karanlıkları...


tk

30 Ağustos 2015

Şavaş Ve Barış




kahraman asker ölüleri geçiyor sokaklardan
anaların göz çukurlarına gömülüyor sesleri
ben ki; türkülerimi nadasa bırakmışım yine
bu suskunlukta buzdan bir korkudur ecelim.

t.kurt

23 Ağustos 2015

GERÇEK AŞK




Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, devenin tellal, pirenin berber olduğu bir zamanda kartlar ülkesinin uçsuz bucaksız kül rengi kıyılarında ırmak seslerine komşu ahşap bir kulübede Yaşlı Maça Kızı’nın evlat edindiği çirkin bir Sinek İkili yaşarmış. Güzeller güzeli Sinek Kızı’yla yakışıklı Kupa Bey’inin yasak aşkından doğan bu kızı bir sabah kapısında bulan Yaşlı Maça Kızı dinmeyen evlat özlemiyle Kartlar Tanrısı’na dualar edip bağrına basmıştı.

Zaman gelip geçmiş ama Sinek İkili hep Sinek İkili olarak kalmıştı. Öyle çirkin öyle çelimsizdi ki diğer İkililer bile onu oyunlarına almıyorlardı. Hayatın yalnızlık olduğunu, mutluluğu bundan ibaret sanarak büyüyordu bu Çirkin Sinek İkili.

Kartlar ülkesinin yaşlı kralının yakışıklı oğlu Kupa Valesi’nin tahta çıkması için evlenmesi gerekiyordu. Çünkü bu yılın sonuna dek kalbinin prensesini bulup evlenemezse koz maça olacak, tahta Maça Bey’i geçecekti.

Yaşlı kral oğlunu bir an önce evlenmeye ikna etmek için kartlar ülkesinin tüm güzel kızlarının katıldığı balolar düzenliyor, bunun için hiçbir masraftan kaçınmıyordu. Ama ne yaparsa yapsın aşka inanan oğlu kalbinin sahibini bir türlü bulamamıştı.

Günlerden bir gün krallıktaki diğer valelerle bir araya gelip av partisine çıktılar. Her vale bir yöne gidecekti. Kupa Valesi doğuyu, Maça Valesi batıyı, Sinek Valesi kuzeyi, Karo Valesi güneyi seçti. En iyi avı bulup avlamaktı düşleri. Doğunun uzak, hiç kimsenin henüz varamadığı topraklarında bir ırmak çıktı karşısına Kupa Valesi’nin. Su içmek için eğildiğinde suda çok güzel bir yüz gördü. İşte aradığım aşkı sonunda buldum, dedi kendi kendine. Doğrulup kalktığındaysa karşısında çirkin mi çirkin Sinek İkili’yi buldu yalnızca. Okuduğu bir masalı anımsadı o an. Öpsem bir prensese dönüşür mü acaba, diye geçirdi aklından. O an bu düşünceye o kadar inandırmıştı ki kendini yaklaşıp apansız öpüverdi Sinek İkili’yi.

Masala göre göğün gürlemesi, yıldırımların çakması, ortalığın zifiri kararması ve tekrar aydınlandığında bu çirkin sinek ikilinin güzeller güzeli bir prensese dönüşmesi gerekiyordu. Ama bunların hiç biri gerçekleşmemişti. Hatta Çirkin Sinek İkili bile telaşla kaçıp gitmişti yanından Kupa Valesi’nin.

Diğer valelerle buluşmayı kararlaştırdıkları yere vardığında, tüm valeler bu çirkin mi çirkin gencin üzerine çullanıp onu yakaladılar. Söyle kimsin sen, nereden buldun bu giysileri, ne yaptın kupa valesine, dediler. Ne dedi ne anlattıysa bir türlü inandıramadı kendisinin Kupa Valesi olduğuna oradakileri. Zincire vurup saraya götürdüler, ama saraydakilerde inanmıyordu onun Kupa Valesi olduğuna. Acılar içindeki Kupa Bey’inin fermanıyla halkın gözü önünde asılmasına karar verildi. İpe giderken bile susmak bilmez bir yaşama çabasıyla Kupa Valesi olduğunu haykırıyordu.

Ancak asıldığı ipte eski haline dönünce herkes anlamıştı onun yakışıklı Kupa Valesi olduğunu.

t.kurt

18 Ağustos 2015

Beşinci mevsim





portakalı boyayan kim?
kimdir bu lanet olasıca düzende yaşama sabrını bana veren?
galiba her şey beşinci mevsimin yüzünden...

beşinci mevsim; barışı, sosyalizmi,
seni falan filan düşünmekle geçirdiğim günler...

t.k

16 Ağustos 2015

yük





seni ne vakit düşünsem kalbimde bir panayır yeri kuruluyor
bir nehir gibi dökülüyor zaman güzelliğin şelalesinden
ya da ne bileyim kuşlar hep birden göğe uçuyor vişne ağaçlarından
işte böyle dört bir yana dağılıyor sevdanın yükü

tk

Gazze

Senin kimliğin ne renk çocuk Duvarın hangi yüzünde ağlarsın tanrılara Ben bir kırlangıcım geri döndüm babamın yurduna Yurdumki; ...