26 Aralık 2008

geçmiş zaman hikayeleri

Yağız atın derisinde şaklayan kırbacın sesi Arnavut kaldırımlarıyla döşeli sokağın diğer ucundaki iki katlı ahşap evin önünde oynayan kızların kulaklarında kapı tokmağını çağrıştırıyor, kalın çerçeveli gözlüklerinin ardından bakan minik kız çocuğu annesine özenerek kalınlaştırdığı sesiyle kapının eşiğinden misafirine sesleniyordu. At arabasının düştü düşecek tekerinden huylanan Hacı Osman amca Cafer beyin siparişlerini göz ucuyla bir kez daha kontrol edip telaşla evin yan sokağına açılan kiler kapısının önüne yanaştırdığı arabadan oynayan kızlara sesleniverdi.

“hadi şirin kızlarım, annenize haber verin, beyin siparişleri geldi”

Çocukların meraklı bakışlarla hiç tatmadıkları enginar koçanlarına ve muz salkımlarına alık alık bakmasıysa dakikalarca sürdü. Kocasının bu eli bolluğuna minnettar bir yüz ifadesiyle bir solukta kilerin kapısını açan annenin telaşlı sesi tüm sokağa yayıldı. Bu eski konak bozması iki katlı ahşap evin Rum işçiliği pencerelerine öğlen güneşi tüm aydınlığını yansıtmış, iç bahçeye bakan mutfakta ise akşam yemeğinin hazırlığı olanca hızla sürmekteydi. Sabah Cafer Bey henüz evden çıkmadan Azime Hanım hamuru teknede yoğurmuş, kuşluk çökmeden tandırı yakıp bazlamaları yapmıştı bile. Küçük bir tepeyi andıran ev ekmekleri sofra bezinin içinde bir köşeden sıcak sıcak tütüyordu. Birazda saçta ıspanaklı börek yapmıştı, yeneceği vakit tekrar ısınıp tereyağı ile yağlanacaktı börekler. Akşama beyin oturaklı misafirleri geleceği için sofraya çocuklarında pek alışık olmadığı meyveler konacaktı. Bir salkım Anamur muzunun limon sarısı kabuklarını kimin kemireceğinin kavgasına başlamış kızların Sümerbank basmasından belden büzmeli elbiseleri sokağın ortasından akan kirli sulardan çoktan nasibini almıştı bile. İç bahçedeki gül fideleri mayıs ayının olanca görkemiyle yeşermiş, yaşlı dişbudak ağacının yapraklarından yayılan keskin sakız kokusu evin alt katındaki işlemeli avlu kapısından bahçeye doğru uzanan taşlıkta esen akşam yeliyle bütün odaları kaplamıştı.

Enginar tarifini üç gündür sora sora ezberlemiş olan Azime Hanım yine de bu yemeği ilk kez pişirmenin acemi korkusunu yaşamakta, elinin titremesini saklamaya çalışmakta, kendi kendine söylenmekteydi.

“ne bulurlar bilmem ki bu saray yemeklerinin tadında.”

Rahmetli anacığının ona öğrettiği şu sulu pilavı bolca kemik kavurmasıyla hazırlasaydı keşke. Kazan, kazan pişirse bıkmazdı vallahi. Ah Cafer Bey ah! Senin şu yeni nesil icatların yok mu? Sonra birden kocasının soy kütüğü geldi aklına. İçinden üç kulhuvallahu bir Elham okuyup böyle soylu bir sülaleye gelin olmaktan duyduğu minnetle yeniden girişti tarif edildiği gibi enginarları kabuklarından ayıklamaya. Hacı Osman amcanın karısı da onun eli ayağı olmuş, mutfakta yardımına gelmişti ya; kadında bilmezdi böylesi saraylı yemeklerini. Yok, yok bu iş tarifle olacak gibi değildi. En iyisi şu yüzbaşının saraylı karısını çağırmalı. Eline yüzüne bulaştırmaktansa o kendini beğenmiş karının nazını çekmek daha iyiydi. Aman Allah Cafer beyin keyfi kaçtı mı kızan zamanı huysuzlaşan atlar gibi çekilmez olurdu. İşte bu düşüncelerle soluk soluğa çaldı kapısını yüzbaşının İstanbullu karısı Feride’nin. Aman Allahım! O ne alım, o ne çalım. Bu kadın birini içeri alana kadar en az üç kez sarılıp öper sonra da yeni aldığı elbisenin saatlerce provasını yapardı. Avrupa’dan getirttiği kumaşların en moda terzilerin elinden çıkmış olduğunu anlata anlata bitiremezdi ya, pek çoğu da palavraydı. Bu yüzbaşıya varmak için ne dolaplar çevirdiğini evvel Allah buralarda duymayan kalmamıştı. Nereden de geliyordu tüm bunlar aklına. Şimdi ikna etmeli de şu saraylı eskisi süslü karıyı enginar pişirmeye götürmeliydi. İçini çekerek

“ah hanımın bir bilsen şu bizim beyin benim başıma sardığı işi. Ah hanımın bende çaresiz geldim senin kapını çaldım böyle... Şu koca Konya da bu iş bir senin elinden gelir, pir senin elinden”

Önce nazlansa da böylesi aranılmaktan oldum olası zevk duyan Feride Hanım mevzuyu öğrenince oturaklı bir kahkaha patlatıverdi. Beşiktaş vapur iskelesinde enginar ayıklayan çingenelerin seslerini duyar gibi oldu.

“Beş parçası beş akçeydi evvel zaman bunların.” Diye söylendi içini geçirerek.

Ağır misafirlerin davet edildiği bu akşam sofrasında hiçbir eksik olmasını istemeyen Cafer Bey evin girişindeki genişçe holde bir oyana, bir bu yana dolanıyor çocukların üzerlerindeki elbiselerden, duvardaki Atatürk portresine her şeyi bir kez daha gözden geçiriyordu. Garnizon komutanının böylesi bir ev yemeğine davetli olduğunu duyan komşu erkânda da üç aşağı beş yukarı aynı tedirgin, bayramlık bir bekleyiş vardı. Sokağın alt başında mahalle çeşmesinin önüne ikindiden bırakılan nöbetçi su içmeye gelen hayvanları erkenden ahırlarına sürüyordu. Sokak olanca sessizliğiyle gelenleri beklemeye çoktan koyulmuştu bile.

Kaymakamı getiren faytondu ilk gelen. Peşinden savcı bey ve hanımı en sonda garnizon komutanı binbaşı geldi. Şişkin gırtlağını sıkan üniformanın içinde evin kızlarının evcilik oynarken yaptıkları bez bebeklere benziyordu. Anılarının hemen hemen tümü kurtuluş savaşı yıllarından kalmaydı ve muhakkak bir cephede başkumandandan bizzat bir emir almışlığıyla biterdi. Rakıya düşkünlüğünü Cafer Bey de bildiği için en iyisinden bir kulüp rakısı da masada hazır edilmişti. Kaymakam mektebi idadiyi bitirmiş burası ilk görev yeriydi. Kimi ileri geri konuşur hakkında komünistlik yaygarası yapılırdı. Cafer Bey kaymakamın yanına oturmayı bu yüzden özellikle istemişti. Ne olur, ne olmaz yemeğin tadını kaçıracak en ufak bir hadisede ev sahibi olarak söze atılıp bu genç kaymakamı sakinleştirecekti. Ah şu rakı birde şişede durduğu gibi dursaydı bu gece. Savcı yanında eşrafın hatırı sayılı zenginlerinden Seyfi ağayı da alıp gelmişti. Seyfi’yle kaymakamın arasının olmadığı Cafer beyin kulağına da gelmişti ama koca savcıya da sözü geçmezdi hani. Ardı arası bir okul müdürüydü. Eti budu neydi ki? Yemeklerin tadını ilk öven garnizon komutanı oldu, ah birde bu gün yaşanan telaşı görseydi ya bu erkek milleti. Gururlu gururlu süzüldü tüm gözlerde Cafer Bey, o da karısına kaçamak bir aferin fırlattı göz ucuyla. Daha ilk gün o anahtar deliğinden gördüğünde beğendiği bu yağız bakışlı delikanlının gururlu bakışları günün tüm telaşını unutturmuştu Azime hanıma. İlk kadeh cumhuriyetin başarılarına kaldırıldı her zaman olduğu gibi. Cafer beyin gözleri kaymakamı kollamaktaydı yine. Garnizon komutanı Dumlupınar cephesinde at sürmeye çoktan başlamıştı bile. Kadınlar masada yokmuş gibi suskunca oturuyorlardı. Savcı bey kaymakamı öven konuşmalarla arada söze giriyor pek bir karşılık alamadığını görünce lafın sonrasını getirmiyordu. Konya’nın uçsuz bucaksız bozkırlarına düşen bir şimşeğin alaca aydınlığı gibiydi kaymakamın bakışları. Koptu kopacak bir fırtınanın habercisi gibiydi vesselam. Cafer Bey bir kadeh rakıyı içer gibi gözüküyor ama aslında masanın orta saha hakemi gibi sürekli her şeyin tadında kalması için yeni yeni ikramlarda bulunuyordu. Anamur muzunun bu zamanda pek bulunmadığını söyleyenlerden lafa giren Seyfi Bey bunların bir avuç bozguncu olduğunu diyene dek masada neşeli bir hava hâkimdi. İşte ondan sonra Cafer Bey ne yaptı ne ettiyse yemeğin tadını yeniden bulmasını sağlayamadı. Aslında bir yanıyla da bu genç kaymakamda öğretmen okulundaki idealistliğini görüyordu ya, susmak en uygunuydu artık onun için. Kaymakam masadan ilk kalkan olunca garnizon komutanı öfkeli öfkeli söylendi yine.

“Bu devirde okumuşlardan çekeceğimiz var beyler. Eskileri özlüyorum vallahi”

Gecenin karanlığına açılan sahanlıktan içeri dolan temiz havaya karşı bir mavi yeleli atın cesur adımlarıyla yürüyen kaymakam ardında bıraktıklarına dönüp bir kez bile bakmadan aklında Tevfik Fikret’in dizeleriyle kaybolup gidince kalanlarda sessizce birer ikişer kalkıp gittiler. Boş masanın başında eşinin sıcacık elleri ve minik kızlarının sevimli bakışlarıyla kala kalan Cafer Bey içinden fısıldar gibi şöyle söylendi.

“buna da şükür”

........


bu öykü tüm dostlara yeni yıl hediyem olsun... şiir kadar güzel eskilerde yaşamanız dileğiyle.

Griliklerimizin ardına saklı kentlerin atlasını karalıyoruz.
Rayları ayıran makaslarda çeliğin çığlığı yeniliyor bizi...


t.kurt

8 yorum:

Desertwind dedi ki...

Cok guzel olmus.Duzyazialarini cok begeniyorum.Senin de yeni yilin coook guze seyler getirsin sana.Bir demli cay esliginde sicacik bir gulumseme en onemlisi!

Adsız dedi ki...

"Geçmiş Zaman Hikayeleri"

zaman geçmiş...
başlık böyle Ateşinsesi. geri dönüş yok bu yolculukta.

biraz düşündüm de icat edilen tüm taşıtlarda da geri gidiş yapabilen hangileri var diye, sadece karayolu taşımacılığı yapanlar aynı güzergâhta geri de gidebiliyorlar, diğerleri deniz, hava ve raylarda gidenler aynı güzergahta geri gidemiyorlar, büyük bir dönüş yapmaları, ya da trende olduğu gibi vagon değiştirmeleri gerekir geldikleri yolu tekrar yaşayıp aynı yolları aşabilmeleri için... ki an hiç bir zaman beklemez onları da ne kadar hızlı yol alsalarda.


işte böyle Temel,
öykü çok güzeldi, anlatım dilin harika gerçekten insanın ruhunda bir nostalji yaşatabiliyor.
işte o kadar.
sadece düşüncede ve ruhta bir zaman yolculuğu...

o geçmiş günleri özlemeli miyiz, yoksa öykünün sonundaki dileğine katılıp yeni günlere çığlık çığlığa yenilenmeli miyiz?

tüm yaşanacak yeni günlerinin geçmişi özletmeden çılgınca mutluluklar getirmesi dileğimle.


sevgimle kal ateşinsesi. çavbella.

hayat türküsü dedi ki...

''Konya’nın uçsuz bucaksız bozkırlarına düşen bir şimşeğin alaca aydınlığı gibiydi kaymakamın bakışları''

.......

Hayatımın yarısı Konya'da geçti.Bozkırlara düşen bir şimşek orada hiç ağaç olmadığı için kocaman bir aydınlık oluşturur İvriz Köy Enstitüsü böyle kocaman bir aydınlık oluşturacaktı ki....

lale dedi ki...

temel senin düzyazılarında şiir gibi zaten. Ama bu yazıyı okurken aklıma şu geldi. Nasıl bir gözlem bu , hemde bir erkeğin gözünden. Ekmeklerin sofra bezine sarılması, böreğin tereyağlanıp ısıtılması. Ha laf aramızda enginarıda iyi pişiririrm hem de her türlüsünü:)))). Sevgiler asana Temel, mutlu sağlıklı nice yıllara

Nily dedi ki...

eskilerde olmasa sığınaksız kalacağız sanki, yaşanmamış zamanlara özlemle eskilere sarılıp yeni yıla girerken Cafer Bey'in dediği gibi 'buna da şükür'... mutlu yıllar..

Gathering dedi ki...

Sana her yorum yazışımda, ''şiir kelebet etkisidir'' sözü çarpıyor gözüme...

Biliyor musun, senin hikayelerinde 'kelebek etkisi'... Öyle derin...

Kalbine sağlık...

Mavi, mutlu bir yıl olması dileği ile... İyi seneler (:

Sevgi ve tebessüm ile...

Adsız dedi ki...

Online guitar lessons are a great way to learn guitar. Cheaper and more convenient than private studio lessons, the technology is now at a point where the difference in quality is nonexistent and actually has many advantages.
[url=http://www.goarticles.com/cgi-bin/showa.cgi?C=2514060]Online Guitar Lessons[/url]

Adsız dedi ki...

Hello,
I have developed a new clean web 2.0 wordpress theme.

Has 2 colours silver and blue, has custom header(colour or image).
I am curently working on it, so if you have suggestions let me know.

You can view live demo and download from here www.getbelle.com
If you found bug reports or you have suggestions pm me.
Wish you a happing using.

many thanks to [url=http://www.usainstantpayday.com/]USAInstantPayDay.com[/url] for paying the hosting and developement of the theme

atrorrysoonia

Yeni adresim

ara ara aşağıdaki adresimde yazacağım https://atesinsesi.wordpress.com/ /