Kayıtlar

2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İÇİMİZDEKİ UZAKLAR

Minibüsten indiğinde rüzgârın uğultusu kar taneciklerini dört bir yana savuruyor, bu da yetmezmiş gibi dondurucu soğuk bir kırbaç gibi yüzünde şaklıyordu. Durağın değnekçisinin çokbilmiş ukala yorumları da çabasıydı hani. Oldum olası bu insanların ne iş yaptığına aklı ermeyen Taner bir an önce Ankara otobüsünün geleceği perona doğru ilerlerken, taşıma sepetindeki Duman iyice huysuzlanmaya başlamıştı bile. Ayırttığı biletini almak için girdiği otobüs şirketinin görevlisi sepetteki köpeği görünce bileti vermeye pek yanaşmasa da bir paket sigara parasını cebe indirince sesini kesmiş, işinin telaşıyla çoktan az önceki uzun uzadıya tartışmayı unutuvermişti. Bu koca köyde neyine gerekti senin ta Antalyalardan buralara getirmek bu sevimli köpeği a deli kafa dedikçe kendi kendine sanki Gebze’nin şekilsiz silueti bir kez daha karşısında beliriyordu. İyi bir yere koysaydı da üşüyüp hastalanmasaydı bari Duman, Ankara’da onu sahiplenecek kadını netten bulmuştu ya iyi biri olduğunu ona fısıldayan …

blog dostlarına yeni yıl hediyemdir

Deniz ve Çanlar adlı kitabından...

ARAMAK

Şarkıdan, denizin dibine,
gerinir yeni bir tür boşluk:
dalga, fazla bir şey istemiyorum, diyor,
diyor ki, yalnız onlar gevezeliğini kessin yeter,
kentin betondan sakalının
durdurmak için uzamasını:
yalnızız,
haykırmak istiyoruz sonunda,
denize karşı işemek istiyoruz,
istiyoruz aynı renkten yedi kuş görmek,
görmek üç bin yeşil martıyı,
kumda seviyi bulmak istiyoruz,
ayakkabılarımızı parçalamayı, kirletmeyi arzuluyoruz
istiyoruz kitaplarımızı, usumuzu
seni bulana kadar, hiçliği istiyoruz,
istiyoruz hiçliği, seni öpene kadar,
söyleyene kadar senin şarkını,
istiyoruz hiçliksiz hiçliği, hiçbir şey
olmadan, gerçeğin
getirmeden sonunu.


Pablo Neruda

zaten ben hiçbir zaman unutmamıştım seni...

Önce her şey kıpkırmızıydı, denizin üzerinde gün doğar, dağların üzerinde batardı. Sonra her yan maviye boyanır, sonra yapraklar sararır, uzun uzun kar yağardı. Yine de her şeyin içinde senin tohumun olur, sakin nisan güneşinde uyanan tarlalar gibi her şey yeniden yeşerirdi seninle… Peki kimdin ki sen; işte en zor olanı da seni tanımlamaktı...

Vaktiyle bu şehrin kıyısında (Borges vari yazarsak gettosunda demeli ya neyse) bir evde insanlara anlattığım masallar geliyor aklıma; su kadar saf, ekmek kadar hak edilmiş masallar... Ben masal anlatırken dışarıda okunan yatsı ezanı nelerden bahsediyordu acaba, hiç düşünmemiştim bunu. Şehir o evde bitiyor, ötesinde bozkır başlıyordu, onun da ötesi çöldü ve ben bir şahin kanadına tutunup oralardan başka masallara uçuyordum. Senin peşin sıra kaç yıl masallardan masallara uçtum inan hatırlamıyorum. Ki en son bu yalnızlığın masalında tutuklu kaldığımda her bir şeyi yeniden hatırlar oldum.

Artık körebe oyunda ben hep ortadayım, kime dokunsam dokunduğum…

yazmak üzerine

"Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra öptüm. Yazmasam deli olacaktım."


sait faik

Şiir sanatı

Dokunabilir ve sessiz olmalı şiir
Yuvarlak bir meyve gibi,

Başparmağa bir şey söylemeyen
Eski madalyonlar gibi dilsiz,

Yosun tutmuş pencere pervazındaki
Aşınmış taş gibi suskun -

Kuşların uçuşu gibi
Sözsüz olmalı şiir.

Zamanda kımıltısız olmalı şiir
Ayın tırmanışı gibi,

Geceye takılan ağaçları dal dal
Özgür bırakır ya ay,

Kış yapraklarının gerisinde
Anı anı bellekte kalır ya -

Zamanda kımıltısız olmalı şiir
Ayın tırmanışı gibi.

Gerçeğe eşit olmalı şiir:
Gerçeğin kendisi değil.

Acının bütün tarihi çünkü
Boş bir eşik, bir akçaağaç yaprağı.

Çünkü aşk
Yan yana yatmış otlar ve denizin üstünde iki ışık -

Bir şey anlatmamalı şiir
Olmalı.

Archibald MACLEISH
Çeviren : Cevat Çapan
Şiirin Aslı : Ars Poetika

SEVİYORUM SUSMANI

Seviyorum susmanı, yokluk gibisin çünkü,
sesim sana varmadan işitiyorsun beni.
Havalanıyor gibi gözlerin yerlerinden
ve sanki bir öpüşle kapanmış ağzın yeni.

Benim ruhumla dolu bütün nesneler gibi
yine benim ruhumla yükselirsin her şeyden.
Ruhuma benziyorsun, düş kelebeğim benim,
karasevda sözüne benziyorsun tıpkı sen.

Seviyorum susmanı, uzaklıklar gibisin.
İnler gibisin hem de, kuğuran kelebeğim.
İşitiyorsun beni sesim sana varmadan:
Senin sessizliğinle ben de susayım derim.

Seninle konuşayım o senin yüzük gibi
yalın sessizliğinde, o lamba gibi parlak.
Gece gibisin sen de sessiz, yıldız içinde.
Sessizliğin bir küçük yıldızdır senin, uzak.

Seviyorum susmanı, yokluk gibidir çünkü.
Öyle uzak, acılı, ölüp gitmiş gibi sen.
Yeter o zaman bir söz, bir gülümseyiş bile,
Sevinirim, başka şey yok öyle sevindiren.


P.NERUDA

...

öyle güzelsinki içimde
iki satır dizeye sığdıramıyorum seni...

t.kurt

özlem

Zaman uzuyor
Sular ki gene yemyeşil akmakta
Yorgun bir ırmak gibi bedenim
Tutuklu kalmışım kendimde
Bütün kapılarımı yalnızca sana açmak istiyorum…

Oysa ben hiçbir zaman bir çilingir olamadım!

t.k

yokuş aşağı

Resim
Kaç saattir böyle dikelip kalmışım burada, neden sürekli denizin gri maviliğine bakıyorum, bilinmez. Ama benim tek bilebildiğim senin yokluğunun acısı. Ah keşke bi Neruda şiiri gibi sımsıcak yanı başımda bitiversen, sussak ve bizden geriye bir denizci düğümü kalsa. Çözülmesi kolay ama unutulması zor…

İnsanlar bu ömür denen yolda artık iyice böcekleştiler sevgi günlük, ne yazık ki kimse artık kendi hayatına da ait değil. Günler kalplerimize yalanların ağını ören bir örümcek masumiyetiyle tükenip gitmekte. Beni mesela artık hiçbir inanç kurtaramaz. (Evet, biliyorum az önce sana ondan bahsedende bendim)

Uzaktan bir yük gemisi geçiyor, bir nazım dizesi gibi ağır ağır ve dalgaları yararak. Onun ardında bıraktığı izlere dalıp gidiveriyorum. Birden çocukluğum geliveriyor aklıma, siyah önlük giyinmişim ve hep vapur resimleri çiziyorum defterime… gözlerimin altına sakladığım ne çok hatıra var bi bilsen sevgili günlük.

Denizin gri boşluğunda dalıp gitmişken ansızın cep telefonum çalıyor, anlaşılan…

sana dair...

sen
yapraklarında
güneşi
toplayan
bir
limon ağacısın...

bazen

ümitleri bile koruyamadığımız zamanlardan geçiyoruz,
bazen hayatı sevmemek içimde bir fidan gibi büyüyor

...

...gene uzağa dair

gece düşümde bi melek görsem ondan kanatlarını isteyesim gelir...

MAVİ MASAL

Sonbahar penceremde yağmurun şarkılarını mırıldanırken ben avuçlarımda bir mumun yandığını hissediyor, nefes bile almıyordum. Ama yine de sönüyordu mum. Mum sönünce gidip uyuyor ve gene o mucizeler dükkânının kapısında buluyordum kendimi. Yaşlı masal satıcısı beni artık tanıdığından umutsuzca gülümsüyor, artık ezberlediğim sözlerini yineliyordu; senin aradığın masalları artık hiç kimsecikler yazmıyor evlat diyordu. Ben gene o geceyi o mucizeler dükkânında sabahlayarak geçiriyor, sonra da uyanıp umutsuzca gene çileli hayatıma dönüyordum. Oysa yaşamak ağır bir yük gibi sırtımda taşıdığım çileye dönüşmeden önce geceleri hiç sevmez o dükkânın varlığından habersiz küçük mutluluklarımla tıpkı bir yorga atı gibi dolu dizgin ömrümün yılkısında tozu dumana katıp koştururdum. Evet o zamanlarda da zulmün kaplanları eline geçirdikleri her bir şeycikleri parçalar, insanları korkuturlardı ama zor da olsa birkaç yürek bir araya gelip adaletin kaplanı oldun mu hesap değişir bütün acılar unutulur hiçb…

ölümsüz acı

eğer bir kez olsun ölmeyi başarabilseydim
doğardım ikinci kez seninle birlikte
çünkü sayılar sonsuza doğru nasıl bilinmez oluyorlarsa
yaşarken de ben öyleyim
yaşamaksa bu...

t.k

ANLAR ÜZERİNE...

Aralıksız yağan sonbahar yağmurunun tıpırtısına vermişim kulağımı. Elim yavaşça üzerinde katran karası bir akciğer fotoğrafının basılı olduğu sigara paketine uzanıyor. Kibritin şavkıyla aydınlanıyor odanın karanlığı. İlk nefeste sigara içmenin kötülüğü ikincisinde keyfi geliyor aklıma da bir türlü bu zevkimden vazgeçmeye kıyamıyorum. Yaramaz Duman minderinin üzerinde mışıl mışıl uyumakta, bendeyse bugün yine başka bi haller var. Biraz şiir okuyup sonra da uyumaya çalışmak geliyor aklıma. Okuma lambasını yakıp, kütüphanemin raflarından rastgele bir şiir kitabını alıyorum. Şans bu ya "kötülük çiçekleri" çıkıyor bahtıma. Daha da kötü oluyorum. niyeyse bir kadeh rakıyı yuvarlayasım geliyor aklıma. Tek başına da içilmez ki bu meret. Ayak parmaklarım üzerinde mutfağa gidip tabakta bi dilim peynirle dönüveriyorum odama. Suyla buluşunca aslan sütü oluyor gene kadehteki rakı. Ağzımda anason kokusu, yüreğimde derin bi sızı. Hesapsızca büyüyor kederim. Nerden geliyorsa aklıma eski günl…

sevdiklerim

soru

Ah bu tuz yığını mavilik
bak fırtına biriktiriyor gene kuzeyde
yalnızlığın ağacı hüzün alacası
kibritimde bitmiş
hay aksi
söyle neden öldürmüştü ihtiyar denizci albatrosu?

t.k

UZAK

(yazdığım bir romandan rasgele bölümleri ara ara böyle yayınlıyorum işte. sevgiyle )

(uzak/sayfa 76-85) ...........

Yapayalnızdı işte. Ne yapsın, ne etsindi, bilemiyor, sonrasını getiremiyordu. Yaşamın kıyısında içinden çıkılmaz bir vurdumduymazlığa koyuvermişti kendini. Günler günleri kovalıyor, geriye dönüp baktığında her şey orada, o lanet olasıca anda düğümlenip kalıyordu. Yitirdiklerini özlüyor, bu acısıyla vahasını özleyen bir çöl gibi seraplarda yaşıyordu. Oysa dışarıda hayat olanca coşkunluğuyla yaşanıyor, suların mavi yüzünde çanlar bir türlü susmak bilmiyor, kırlangıçlar şehri yavaş yavaş terk ediyor, güller yeniden açmak için soluyor, kardeşleri okul kitaplarını ciltliyor, annesi gurbetteki babasının yolunu gözlüyordu. İçinin bu amansız hastalığı demiri çürüten nem gibi çürütmekteydi onu. Denizin mavi yüzündeki anafor yarası gibi onu girdaplara sürükleyen, dört bir yanını kuşatan, hiç iyileşmeyen bir söz yarasıydı yalnızlık… Geriye dönüp içinin aynalarına baktıkça orada yüzü…

ateş ile duman

Resim
duman'la tanışıklığımız yeni velakin dostluğumuz uzun sürecek gibi. biraz yaramaz fakat çok sevimli süt içmeye bayılıyor henüz kitap okuyamıyor çünkü o daha çooook küçük :)

ZOKA

bazen içinin zulasına sığınır,
orada yalnızca kendi sesini duyarsın.
eski bir dizenin yumuşacık eli
gelip okşar yüreğini.
sonra;
"iyiki de böyle yaşamışım" der,
kendine gene ondan bahseder,
anason kokularında gülümsersin zamana.

t.k

MAVİ KUŞ

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama ben ondan güçlüyüm, kal,
diyorum ona, kimsenin
seni görmesine izin veremem.

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama viski döküyorum üstüne
sigara dumanına
boğuyorum,
fahişeler, barmenler ve
bakkal çırakları hiçbir zaman
bilmiyorlar onun orada
olduğunu.

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama ben ondan güçlüyüm,
yat lan aşağı, diyorum ona,
ocağıma incir dikmek mi
niyetin? Avrupa'daki kitap
satışlarını sabote etmek mi?

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama zekiyim, sadece
geceleri izin veriyorum çıkmasına,
herkes yattıktan sonra.
orada olduğunu biliyorum, derim
ona, kederlenme
artık.

sonra yerine koyarım yine
ama hafifçe öter
tamamen ölmesine de izin
vermiyorum
ve birlikte uyuyoruz
gizli antlaşmamızla
ve insanı ağlatacak kadar
güzel, ama ben
ağlamam, ya
siz?



Charles Bukowski

sana dair

Resim
hiç kimsenin iyi gelmediği yerden sarıyorsun yaralarımı, hiç kimsenin dokunamadığı yerden kanatıyorsun sonra,
uzak bir yerden geliyor sesin,
hiç kimsenin uyandıramadığı yerden uyandırıyorsun...

hesap kitap

bazen insan yalnız kendisiyle kalır. hemen herkes ömründe çokça yaşar bu anı. kadersizliğine kızar, en büyük cezayı da kendine verir. insan kendisiyle konuşunca yani kendi içine kapı aralayınca orada hayat insana bir yük olur. bagajın yüke döndüğü yolda hayat çekilmezdir artık. işte böylesi anlarda büyük düşlerinden küçük mutluluklarına sığınır çokça insan. ama ben bunu da başaramayanlardan olmuşumdur çokça zaman...

13 EYLÜL'ÜN ŞİİRİ

fabrikaları, okulları, mabetleri, kışlaları
kerhaneleri, otelleri, köyleri, şehirleri
ki çocukları yaşatmak için
ve işte bu halk gene erkenden yollara düştü.

onlar ki; hayata bembeyaz bir yol açmak için
yankısıydı yalnızca kendilerinden kopan bir çığın...

BAZEN

Resim
bazen eylül yağmurunun penceremdeki tıpırtısına benziyordu bakışların,
bazen kar altında bir Anadolu kasabasına giden
uzun yol otobüslerinin buğulu camlarına.

bazen yanına gelmekten korkup bir sigara daha yakıyordum,
bazen korkularımı yenip gül bahçende korkuluk oluyordum.

bazen hüzünlerim mavi,
bazen esmer
ama mutluluk ikimize de çokça hep uzaktı...

t.k

ONLARA DAİR

zambağın somutlaşmış çıraklarıdır onlar
şişe kırığı tarlasında boy verirler acıtarak
korkuyla varolur, korkuyla geçerler köprülerinden
ki düş kadar yalandır senden giderken sana bıraktıkları

t.kurt

Sanılar

Şimdi belki benim gibi ölesiye yalnızsındır
Uçan kuşları gözlemektesindir tek başına
Çamların yeşiline dalmış gitmiştir gözlerin
Radyo dinliyorsundur ya da susarak
Bir kitabı okumaya çalışıyorsundur kim bilir

Sonsuz güzellikte bir aşk düşünüyor olabilirsin
Belki de anılarını deşiyorsun bir olmazı
Bir açmazı derinden derine kurcalar gibi
Bir kahve içmeyi bir elma yemeyi kurarak
Saatine bakıyor olabilirsin uykulu gözlerle
Çocukların oyununa dalmış gitmiş olabilirsin

Mahpus gibi tutsak gibi belki köle gibi
Yarını olmamak gibi bir duygu içindesindir
Belki de kendini bağışlamıyorsundur
Benim hiç bilmediğim bir şeylerden ötürü
Kırık tirenler gibi öylece kalakalmışsındır
Kalkıp gidip çekirdek almayı düşünüyorsundur
Ya da uyumak istiyorsundur her şeyi unutmak için
Belki sen de benim gibi ölesiye yalnızsındır


Afşar Timuçin

kırmızı ve mavi

Resim
Seninle anlam bulan kırmızı soluğum
Yüzümün o suskun mavisi
Her şey ölüyor sevgili.
Oysa sen çocuk İsalar gibisin hâlâ!

t.kurt

ÖZGÜRLÜĞÜN SESİNİ DUYMAK

Peri Kızı'na

Resim
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; devenin tellâl, pirenin berber olduğu zamanlarda kartlar ülkesinin uçsuz bucaksız kıyılarında ırmak seslerine komşu ahşap bir kulübede yaşlı Maça Kızı’nın evlat edindiği çirkin bir Sinek İkili yaşardı. Güzeller güzeli Sinek Kızı’yla yakışıklı Kupa Bey’inin yasak aşkından doğan bu talihsiz çocuğu bir sabah kapı eşiğinde buluveren yaşlı Maça Kızı dinmeyen evlat özlemiyle Kartlar Tanrısı’na dualar ederek oracıkta bağrına basmış, ona öz annesini hiç aratmamıştı. Zaman gelip geçmiş ama Sinek İkili hep Sinek İkili olarak kalmıştı. Öyle çirkin, öyle çelimsizdi ki diğer İkililer bile onu asla oyunlarına almıyorlardı. Yaşlı annesi onun bu haline duyduğu üzüntüden bir gün apansız ölüverince artık iyiden iyiye yalnız kaldı ve bu küçük kulübenin dört duvarı arasında yüzünü herkesten saklayıp, geceleri ışıldayan yıldızların pırıltılarında binbir düşe bata çıka yaşamaya alıştı. Günler günleri, yıllar yılları kovalıyor, zaman su gibi gelip geçiyor ama yüreği …

PORSELEN KIZ

artık susup sadece o şarkıyı dinliyorum. evet zaman istemesek de öğretiyor insana bağışlamayı. bağışlamak insanın kendiyle hesaplaşması, bağışlamak tutunmak işte

http://fizy.com/#s/1agxa4

...ama yine de sen hep bi porselen kız olarak kalıyorsun içimde...

Neye benzer ateş,
Nasıl pişer toprak?
Ellerin, ellerinde mayıs sancısı.

Suya nasıl çizilirse ebru
Öylesi işte
Büyür içinde çocuk.

Patiska yüzünde
Kırıkların karışır kırıklarına.
Sevgiye yapışır parçaların...

T.Kurt

geçmiş zaman hikayeleri

Resim
Ben çocukken bayram yerleri kurulur ve ben bayram harçlığımla oralara gider salıncağa binerdim. Salıncakçı salıncağı kendi belirlediği bir süre sallar, sonra bağırmaya başlardı; “yandı, yandı” diye. Böylece verilen paraya karşılık çocukların salıncağa binmiş olduklarını ve paralarının yandığını hatırlatırdı. Ama sonra çocukların üzüldüğümüzü görünce, onları mutlu etmek için; “bu da cabası, bu da cabası” diye bağırarak dört beş sefer daha sallardı salıncağı


İşte benim en mutlu olduğum an bu cabası diye salıncak sallanırken sallandığım andı.

t.kurt

seni düşünmek

Resim
erkenden uyanmışım
seher vaktinin süt maviliğinde
dışarıda elif elif bir yel esmekte
dayamışım başımı pencereye güzel şeyleri düşünüyorum; sosyalizmi, seni, falan filan
biliyorum aklın da bu zaman gibi karmakarışık
için desen yangın yeri
tek çaren susmak
doğrusu nedir bu sevda işinin bende bilmiyorum bunu
dünya gibi dönmekten başka bir şey de gelmiyor elimden

t.kurt

ŞİİR ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİM

Resim
Şiirin doğası bayramın doğasına benzer, ki o da takvimde bir tarih olmanın yanında, zaman diziminde bir kırılma ve dün ya da yarın olmaksızın sürekli olarak geri dönen bir şimdiye saldırır. Her şiir bir bayramdır, mutlak zamanın bir tortusu.

İnsanlarla tarih arasındaki ilişki bir kölelik ve bağımlılık ilişkisidir. Çünkü eğer bir kez tarihin baş kişileriysek, aynı zamanda onun hammaddesi ve kurbanlarıyızdır da; o bizim pahamıza gerçekleşebilir. Şiir bu ilişkiyi köktenci biçimde değiştirir; şiir ancak tarihin pahasına gerçekleştirilebilir. Bütün ürünleri – kahraman, katil, aşık, alegori, yazıt parçaları, nakarat, yemin; oynayan çocukların dudaklarındaki istençsiz çığlık, suçlu bulunan zanlı, ilk kez sevişen bir kız, rüzgarda dünyaya gelen bir cümlecik, bir parça ağlayış- bütün bunlar eskimiş sözler, yeni kullanılmaya başlamış sözler ve alıntılarla birlikte, kendilerini hiçbir zaman ölüme ya da duvara çalınmaya bırakmayacaklardır. En sona ulaşmaya ve en üstün olana varmaya eğitimlidirler.…

NARÇİÇEĞİM

Resim
Eflatun bir kederin gölgesine sığındığımız kıyılarda
Yalınayak papatyalar gibiydi mavilikler
Ne vakit sırça aynaların öte yüzüne geçse ateşböceklerimiz
O vakit narçiçekleri açardı gene gülüşünde

t.kurt/ 12 Temmuz 2010


ELİF

Resim
Ey ateşten süzülen yar!
Ömrümü al.

Bil ki ben
Ömrümü sarıp gül yaprağına
Kaç zamandır seni düşledim.

Gecenin penceresinde ışığını
Sabahın penceresinde yüzünü beklediğim
Ey dağların rüzgârına âşık mavi gelincik
Ey sonrasızlığa giden küçük gemi
Ey milyon kere öldüğüm anlam.

Gel artık
maviye yaz ömrümü.

Temel Kurt/Ay günlüğü 2007-tevn yayınları


yağmurlu bir günde insan yazdığı bir kitabın başlangıç şiirini yeniden okuduğunda o an anlatmak istediklerinin de ötesine dalıp gidiyor. hayatımızı(yeniden) okumaya başlamak diye özetleyebiliriz şiiri.
dünyayı değiştirme kavgasındaki insanın şiirle bunu becermeye çalışması nasıl bir gelecek sorusunun bilinmezliği içerisinde neden hep aşk kadar saftır, bu asla bilinmiyor.

evet benden çıkmış bu dizeleri içimde devrim ateşinin sıcaklığını yaşayarak yeniden okudum bu sabah. elifle başlayıp elifle bittim gene...

DERİN SES

Resim
Derin bir ses duyuyorum kimi zaman içimde
Beni çağırıyor
Gel diyor
Kutsal sesler gibi de değil
Tren düdüğü, taksi kornası gibi sıradan bir sesleniş
Bi güvercin süzülüyor apansız içimde, peşinden bi kırlangıç
Huzur veriyor varlığın
Mavi bir şey huzur
Ama henüz açıklayamıyorum bunu


t.kurt

DİYALEKTİĞE ÖVGÜ

Nasıl ki pırıl pırıl doğuyorsa güneş
Öyledir insan içinde yarın
O yüzdendir ki andan korkmak asla huzur getirmez insana
Her zaman bitti sandığındır başlayan
Evet, senin yüreğindeki ıssızlıkta var olur daima (aşk)…

t.kurt

Kimbilir kaç kişi senin zarif hallerini sevdi

Kimbilir kaç kişi senin zarif hallerini sevdi
Kaç kişi güzelliğini sevdi
Belki gerçek aşkla; belki değil

Ama bir tek kişi seni sevdi.
Bir tek kişi değişen yüzündeki hüznü sevdi.

William Butler Yeats

KORKAK

Korkuyorum sana seni seviyorum demekten
Korkuyorum sesinin kırılmasından
Ellerimin ellerinde soğumasından.

Korkuyorum yanı başında olmaktan
Korkuyorum seni öpmekten
Korkuyorum atlasında kaybolmaktan
Ki bir daha hiç yolumu bulamamaktan.

İyisi mi böyle uzakta ol hep
Sen korkma sakın, şüphe de etme sevgimden
Ben bilirim yanı başımda olduğunu
Suskun ve mavi soluğunun…

t.kurt

ŞAİRE DAİR

Resim
o uzak şehirde bir adrese yollardım mektuplarımı
tepeden tırnağa bembeyaz bir zarfın üzerinde
gecesi gündüzü birbirine karışmış
alaca bir taydı adım

her sevişmemizde kurşun eritir
ırmağı böyle geçerdik karşıya
ama asla "O" denize varamazdık

t.kurt

Hiçbir yer

Şimdi televizyonu açsam ölüm haberleri gelir gene
Ya da çokbilmiş, iyi giyimli adamlar lanetler terörü durmaksızın
Oysa ben biramı içmek ve yalnızca biraz futbol izlemek istiyorum.
Amanın o da ne; ne biçim bir sesi var şu taraftarların çaldıkları zurnanın
Vuzizellamıymış meymiş adı
Ve diyorlar ki kölelik günlerine isyanın çalgısıymış eskilerde
Ah bu dünyada neden her yer barışa çok uzak…
Üç milyon yıl önce başlamışken ilk hayat kıpırtısı
Ve şimdi milyarlarca çeşide bölünmüşken canlar
Söyle neden bana bir parça huzur yok hiçbir yerde…


t.kurt

Günlüğümden

Resim
Vapurla eve dönerken; zamanın peşine düşsem nelerin izini sürerdim acep, diye soruverdim kendime. İşte tam o anda sen geliverdin aklıma. Belkim de senin aklıma gelmene martılar sebep oldu. Hani saatin kadranında pır pır dönen o uzunca çubuk gibi içimde senin adın dönüp dönüp durdu. Ah bi bilsen Elif seni öyle sevince batmış görmek beni ne kadar mutlu etti.
Dünyamızdan barış gitgide uzaklaşırken ve hâlâ tanrı yanılgısına boyun eğerken bilinç, sen fizik diplomanı aldın. Sus, sakın bir şey deme. İzin verirsen sana bir şiir okumak istiyorum, öyle aklıma ne geldiyse ilk onu

say ki korsanların ele geçirdiği bir gemi şu fani dünya
yaşamaktan bıktırmışlar da seni aklını mavi bir ölüme kurmuşsun
işte o an kendini denize atarken bile
sakın unutma suyunda bir kaldırma kuvveti olduğunu..:)


Sevgimle abin

GÖKKUŞAĞI

aşk, yaz yağmuru gibidir
küsünce çekip gider
ama gene de allı morlu bir bohçaya sarılıdır
insana bıraktığı hediye...


t.kurt

BARIŞ'A

Resim
ZEYTİN


ah şu Hanzala ağlıyorken yanıbaşımda
suya muhtaçken ve güneşe duacıyken
benimde hiç köklerimi uzatasım gelmiyor yeraltı sularına


t.kurt

AMANSIZ DERT

bi bulutu cebime sakladım, rastladığımda sana vermek için
ötekisi boş kalmasın diye de işte böyle çekirdek çıtlıyorum
ne amansız bir dert şu benimkisi
günler hüzünlü uğursuz bir salı
kahve falımda da gözükmüyor gemiler
kalakalmışım gene kendimle

t.kurt

YALANSIZ ŞİİR

Resim
Şahin gagalı mavi korkularından kaçarken bile
Saçlarında güvercin uçuşları taşırdın
Ki ben senin gözlerini de bilirdim
Mavi bir boncuk oluverirlerdi susunca.

T.KURT

şu demokrasi dedikleri...

Çalkalanıyor gazete manşetleri, Baykal’a ait olduğu söylenen kasetle ortaya çıkan Türkiye’nin yeni siyasal gündemi (ki böyle ülkelerde gündem ancak böylesi adi vakalarla değişir zaten, yoksa geniş emekçi yığınların başına gelen yoksullaşmadan, barışa dair nedenlerden kimse gündemi değiştirmez) ne getirir, ne götürür, diye biz de bir dizi film izler gibi izlemeye yönlendiriliyoruz olup biteni. Ki zaten malum çok seyirci toplayan dizilerinde bu yaşananları işlediğini söylemeye sanırım gerek yok. Hani Aziz Nesin’in “du bakalım nolcak” öyküsü istesek de, istemesek de aklımıza geliveriyor. Sahi ya du bakalım nolcak…

Baykal’ın istifa etmesine gerekçe gösterdiği kaset ona göre komplo, basına göre bir habercilik başarısı olsa da ortada başka hesapların olduğunu anlamak pek de zor değil. Artık hangi partinin ya da kimlerin ne gibi hesapları var o da zor aydınlatılacak bir faili meçhul cinayet haberi olacak gibi...( gene bi parantez açalım; faili meçhuller illa bedenen ölümle gerçekleşmez değil …

AŞK

Resim
Darbelerle yıkıp, kurdular bu özgür dünyayı
Kim giyiyor bak şimdi Sam Amca’nın ceketini
Sapını tuttuğun o kızıl karanfil için
Son bir kez olsun ağla sevgili.
Değil mi ki; en uzak yere varmak
En kutsal şarabı tatmaktır
Taçlara baş kaldıran bir kılıçtır bu yüzden aşk.

t.kurt

boşlukta

Öyle oturup kalmıştı masada. Beş olmuştu galiba bira. Hiç bir kadın gelmiyordu aklına, zaten kime maviyi yakıştırsa yalan oluyordu. İçinden çıkamadığı eski hesapları da yoktu. Umutsuzdu işte. Brehct’in o çok sevdiği şiirini mırıldandı kendine. “Bir yaprak gönder bana, bir koruluktan koparılmış olsun, hiç değilse evinden yarım saat öteden. Sen oraya dek yürür güçlenirsin, bense kalkar teşekkür ederim sana o güzel yaprak için.” Oysa bir yaprağı bile olmamıştı hiç, ama kendine teşekkür edebilirdi, neden etmediğine yormak geçti aklını velâkin aklıyla da ceberuttu. Bir arkadaşının dediği gibi; hayatla kurduğu ilişkiler mi değişmişti acaba? Bir bira daha işaret etti, malum sigara yasaklarından sonra kapalı mekânlarda içmenin de tadı kalmamıştı. Meyhanenin film çekilmiş camlarından dışarı kaydı gözü, bir ırmak gibi akıyordu sokak. Nereye baksa kapitalizm çarpıyordu suratına, neden bilinmez Bob Dylan şarkılarında dinlemeyi çok sevdiği o mızıka sesi çınladı kulağında. Umut neye yarar ki; böyle…

sana dair...

dilimde en mavi, en kızıl şarkılar
ne yana gitsem bir mayısa çıkıyor yolum
-ki ne yana baksam oradan gülümsüyorsun bana
yüzünde tipiye karışmış kar taneciklerinin çoşkusuyla...

t.kurt

mayısın şiiri

kırana bile
bağışlar kokusunu
çiçekli erik dalı...



chiyo-ni

mavi bir kadına sonat

Resim
sonra büsbüyük bir göl çıktı karşısına
hiç görmediği kadar büyük bir göl
suları masmavi ve patiska cinsindendi
bunun anlatılanın o büyülü mavilik olduğu geliverdi dağarcığına
acıp kanatlarını iki yana, bıraktı kendini boşluğa

sonra daha önce hiç görmediği kadar yüksek bir dağa rasgeldi
ağzı alevler saçıyordu ve öfkeliydi oldukça
korktu
büyükbabasının anlattığı ejderha masallarını anımsadı
bir şahin gibi yükseldikçe yükseldi yukarlara doğru
manzara harikaydı.

sonra bitmek bilmez bir bulutun içinden geçti
beyaz altından som bir saraydaydı sanki
kimse görmemişti henüz onun gördüğü bu şehri
ama neden bilmiyordu, geçmişinden bir ses onu başladığı yere çağırıyordu
gözlerini açtığında sımsıcak yatakta iki kişiydiler

t.kurt

SON SÖZ

Resim
boğazından lıkır lıkır geçen
şu suyun kıymetini bil
nedir ki bu mavilik deme
pencereden görebildiğin kadar
göğün kıymetini bil
kıymetini bil çiçek açmış bademin
güneşli odanın çamurlu sokağın
beyazın siyahın yeşilin
pembenin kıymetini bil
dirilik öyle bir şey yurekte
sevinçle çırpınır
kavak yelleri eser insanın başında
insanoğlu kızar öfkelenir savaşır
halk için girişilen savaşta
o korkulu sevincin
öfkenin kıymetini bil
bil ki bu
budur iste
güneş yalnız dirileri ısıtır
güneşin kıymetini bil.



oktay rifat...

Şair kafasından geçenlerin ne kadarını kağıda dökebilir, diye sordumdu kendi kendime

SEVGİ DUVARI



sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi

kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
aramızda görevliler ekipler hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardın beni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık seçik ki
başucumda bir sen varsın bir de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

CAN YÜCEL


okurken dünyayı çıkarları için döndürmeye çabalayan,bütün hayatını bu rant yarışına adayanları düşünürüm hep ve başka bir yerde başka bir zaman…

aşk

Resim
seni öptüğümde başıma ışıktan bir taç takmıştım.../t.kurt

UNUTULMUŞ ZAMANLAR ÜZERİNE....

Resim
“Bir kazıda yeraltından şiirler çıksa ne olur?
Aynur Uluç”


Henüz bir masal olan şu zamanda ne kadar hafızasız bir varlığa dönüştük böyle, dedim yeraltından çıkardığım şiirleri okuyunca. Neruda’nın Matilda’ya yazdığı şiirler acaba hiç var olmamışlar mıydı? Yoksa o badem çiçekleri açtığında, Şili’de gün bir portakal ağacına benzememiş miydi hiç? Gerçekte çok sevmemiş miydi yoksa şair, tüm denizleri...

Nazi işgalinde düştü düşecekken Paris, Eduard hiç mi hatırlamamıştı sevgilisini? Peki kimin içindi o karartma gecelerinde midesindeki istiridye sancısı? Yalan mıydı; “Lili Marlen” şarkısı çalınınca, şavaşa hiç mi ara vermemişlerdi eşlerini hatırlayan kahraman(!) Nazi askerleri? Yoksa bütün bunlar o Alman şairin uydurmaları mıydı? Ah Brecht neden yıllarca kandırdın bizi?

Peki Paul Ceylan, yoksa sende mi atlamamıştın baş üstü o köprüden, badem çiçekleri açan o denize?

Sovyetleri hayal etmemiş miydi bir kez bile olsun Mayakovski? Eceliyle mi ölmüştü yoksa o da? Yoksa hep kötü bir masal mıydı şu fa…

karalamalar

Resim
Seni bu kadar çok sevdiğimi bilmiyordum,
uzakta bir yerdeydin hep, çok uzaktın bana.
Ama görüyorsun ya bazı şeyler bütün mesafeleri yok ediyor.

YİNE UZAĞA DAİR....

erik çiçekleri açmış
usul usul yağmaya başlamıştı yağmur
sonra güneş açtı
ama soğuktu daha, üşüyordum
ilk kez orada duydum içimdeki kayanın sesini
"daha ne kadar bekleyeceksin Zerdüşt"

yağmur birikintileri oyuklardan akıyordu
bıraksam kendimi ben de akacaktım ya
bir daha hiç duymadım o sesi
oysa şehir bütün seslerini üzerime salmıştı
hala üşüyordum
bir çiçeği koparır gibi koparabilseydim keşke kendimi
ölüm değildi bu. başka bir acıydı. bambaşka bir acı...

sonra neden bilmiyorum suskunlukları sevdiğimi anımsadım
ortalık kararıyor, usul usul dört bir yan ışıklara bürünüyordu
artık kimseciklerin kimseciklere okuma gereği duymadığı eski bir şiir gibiydi an.
ve işte o an
içimin bütün çilelerini unutup
uzak ve karanlık göğün yaldızlı göğsüne dokunmak geçti içimden.

t.kurt

BABAM'A

hey yaşlı kiraz ağacı
neden suskundur çiçeklerin
bak iki serçe konmuş, türkü söylüyor dalında
bırak ölümün uğultusunu mırıldanma.

kim fısıldamıştı kulağına
yolların sonsuz olduğunu
yaşadıkların ne çabuk unutuldu
ah o pembe çiçeklerinin ömrü ne de kısa...

t.kurt

DEVRİM

Resim
Kimseciklerin uğramadığı bu handa
Anamın rahmindeki o sımsıcak yatakta kıvrılıp
Yine senin serçe parmağını düşledim...

t.kurt

gündeme dair

Resim
Tütün isçileri yoksul,
Tütün işçileri yorgun,
Ama yiğit
Pırıl - pırıl namuslu.
Namı gitmiş deryaların ardına
Vatanımın bir umudu...


şiir: ahmet arif resim: osman hamdi

KİLİT TAŞI

Resim
Suları zamanın sessiz tanıklığında akan o ırmağın üzerine kurulu ömür köprüsünün kilit taşıydı şairin aradığı. Kandilin mavi ışığı söndükten sonra karanlıkta önce kendine anlatmaya başladığı, sonra o ölü kağıtlara yazdığı anılardı bu söylence. Evet hep karanlıkta anlatıldı, çünkü o yaşlı ışık asırlardır bir türlü öğrenememişti sır tutmasını.
Ben ki; işte o sırlanmış kağıtların okuyucusuyum ey kanlı tarih, ey ışığı doğuran ana, ey güneşe tapan toprak, ey ateşi gizleyen kül, işte ben ki o sırlanmış kağıtların yalancısıyım.
Ki kadim aşkın yalancısı.
O aşk ki bütün yeminler hep onun üzerinedir, o aşk ki her şeyin kilit taşıdır. Senin, benim, nar ağacının, beklediğimiz haberin, sakladığımız sırrın, gümüş aynanın, o yenilmez kılıç balığının, her şeyin kilit taşıdır.

T.KURT

AŞK

Resim
öyle durduk yere nar çiçeklerine benzediğin geldi aklıma
sonra da seni nar çiçeklerine yalnızca benim benzettiğim...

t.kurt

İZ

hepimiz şu hayatın çekilmezliğinden, insanı mutsuz eden ve kendi tekilliğine gömen çağımızın sorunlarından bir kaçış yolu aramaktayız. günler gelip geçerken biz gökyüzünün her gün biraz daha uzağımızda kaldığını görüyoruz. dünyanın iyi günlerini bize anlatan bütün şairleri unutmak ve kafka'nın gregor samsa'sı gibi bir sabah pis bir böcek olarak uyanmak istiyoruz. peki ama neden böylesi karanlık bir fantazi düşlüyoruz, niçin kaybettik iyiliklere inancımızı?

mutsuzluklarımızın kum kitabında neden bir iz bile yok ondan?

SORU

Ben siyasal iktisatçılara soruyorum. Bir zengin yaratmak için kaç kişiyi sefalete, orantısız çalışmaya, ahlaksızlığa, aşağılanmaya, cehalete, üstesinden gelinemez talihsizliğe ve mutlak yoksulluğa mahkum etmeniz gerektiğini hesapladınız mı?

SUSKUN

kar tanecikleri uçuşuyor havada
içimin sıcaklığında eriyor adının mavimsi çeliği
işte böyle her şeyi birbirinden ayrıştırıyor "anlam"
ve sen sustukça aynaların sırlı yüzünde daha da derinleşiyor zaman...


t.kurt

vurulduk ey halkım unutma bizi!

Resim
Ankara'nın taşına bak
Gözlerinin yaşına bak Düşman sarmış dört bir yanı Sen şu emekçilerin haline bak

DİLEK

Resim
elektirik tellerine sıra sıra dizilen sığırcık sesleriyle uyanıp, perdenin aralığından sokağa baktım. buğulu camı iki parmağımla silmeden dışarıyı görmek mümkün değildi. alçak evlerin kiremit çatılarında tüten bacalar aklıma dondurucu kış soğuklarında ekmeklerinin mücadelesini veren Tekel İşçileri'ni getirdi. sustum. o sıra göğe bir merdiven gibi uzayan servi ağacım ilişti gözüme, esen rüzgarda hafifce salınıyordu. iki ürkek güvercin karşımdaki alçak binanın çatı oluğuna konmuş suskunca beni seyrediyordu. onlarla öyle bakışırken 19 ocakta öldürülen bir başka ürkek güvercini Hrant'ı anımsadım. o an yüreğim mermere düşmüş bir su taneciği gibiydi, artık aklımla da başa çıkamıyordum, içimde kırılan çiçekli bir dal gibiydi zaman. ne yaparsam yapayım kötülükler bilincimi tıpkı zehirli bir yılan gibi sancıyordu. aklımı tüm bu olup bitenden koruyabilmem için gözlerimi usulca kapadım. artık her yer kapkaranlıktı. o karanlıkta dünyanın hiç sönmeyen sımsıcak fenerini düşündüm. o fenerin …

sessizliğe dair

Resim
düşünmek istemiyorum
zaten vaktimde yok durup ince şeyleri düşünmeye
çünkü insan hem bıçak, hem yara olamıyor
ki artık sırça aynalarda pandomin bir oyun sensizlik...

ah o kötülük çiçeği dudaklarını öptüğümü bilmek yok mu!

t.kurt

İNSANA DAİR

Resim
Kimi insanlar ırmaklara benzerler
Denize dökülmeyi düşler masmavi bakışları
Oysa bir tek zamandır bunu başarabilen
Işığın gümüş ellerinde
Eflatun bir ölüm olsa da sonları…

t.kurt