Kayıtlar

2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YENİ GÜNLER

Resim
"Pazartesiler karışmış Salılara
Ve hafta bütün bir yılla:
Kesemez zamanı
Bezgin makaslarınız sizin
Ve günün bütün adları
Yıkanıp gider gecenin sularıyla."*

Ne uzak, ne yakın
Ne sonrasız şey,
Şu kalbimin bozkırlarını saran
Göğün kül grisi maviliği.
Kurt uluması mı desem, şafak sökümü mü?
Sarı sıcak çilelerimiz...

Beklediği ne ki?
Nedir uzayıp, kısalan bir avuç yaşamda
Oysa öyle kahverengi
Öyle uzaktır ki her şey
Kendi yalnızlığının dolambacında...


...





TEMEL KURT



*paplo neruda

geçmiş zaman hikayeleri

Yağız atın derisinde şaklayan kırbacın sesi Arnavut kaldırımlarıyla döşeli sokağın diğer ucundaki iki katlı ahşap evin önünde oynayan kızların kulaklarında kapı tokmağını çağrıştırıyor, kalın çerçeveli gözlüklerinin ardından bakan minik kız çocuğu annesine özenerek kalınlaştırdığı sesiyle kapının eşiğinden misafirine sesleniyordu. At arabasının düştü düşecek tekerinden huylanan Hacı Osman amca Cafer beyin siparişlerini göz ucuyla bir kez daha kontrol edip telaşla evin yan sokağına açılan kiler kapısının önüne yanaştırdığı arabadan oynayan kızlara sesleniverdi.

“hadi şirin kızlarım, annenize haber verin, beyin siparişleri geldi”

Çocukların meraklı bakışlarla hiç tatmadıkları enginar koçanlarına ve muz salkımlarına alık alık bakmasıysa dakikalarca sürdü. Kocasının bu eli bolluğuna minnettar bir yüz ifadesiyle bir solukta kilerin kapısını açan annenin telaşlı sesi tüm sokağa yayıldı. Bu eski konak bozması iki katlı ahşap evin Rum işçiliği pencerelerine öğlen güneşi tüm aydınlığını yansıtmı…

KAR

Resim
Henüz gün doğmamış daha
İnceden bir kar kaplamış dört bir yanı.
Sevdalısına kavuşmuş gelinler gibi
Ak çam ağaçları.
Açılan dükkân kepenklerinin sesiyle eriyor
Dilimdeki buzlu laflar.

Böylesi ne vakit içim ısınsa
Yine sen geliyorsun aklıma.

t.kurt


Boz Ayıcık

Cıvıl cıvıl kuş sesleri ve rengarenk mis gibi kokularla kaplı bir zamanda, ayıcıklar ülkesinde bir bahar vaktiymiş...

Henüz iki yaşlarına basan iki arkadaş ayıcık varmış.
En sevdikleri şey bütün gün ortalıkta dolaşmak, yeni şeyler keşfetmek, çeşitli oyunlar oynamakmış.evden uzaklaştıkları vakit anneleri onları merak eder akşam vakti eve geç gelince azarlarmış yine de ertesi gün güneş gökyüzünde yükselmeye başlar başlamaz çocukça, hesapsızca, sevgiyle oyun dolu yaşamlarına devam ederlermiş.
Ayıcıklardan boz renkli ve dişi olanı yaşamda emin adımlarla ilerlemeyi severmiş, kavhe renkli erkek olanı ise çok uçarı ve çılgınmış. Bu iki küçük ayıcığın aralarında annelerinden gizli aralarında bir aşk da varmış.

Boz ayıcık ile kahve ayıcığın bir kaç günde bir uğradığı ulu mu ulu meyveleri çok tatlı bir armut ağacı varmış. O ağaç onların hem karın doyurma hem de oyun oynama yeriymiş. Armut ağacının altında yeni keşfettikleri ve kendilerinden geçerek tüm gün oynadıkları “kim daha yüksekten armut kopa…

BAYRAM HOCA’NIN ANISINA

Resim
Ölümün ayak izlerini takip ederken yaşam
Gözlerine altın paralar konmuş bir kahramandı tarih
Kirli akan ırmakların ortasında
Yoksul dallarıyla suya eğilen söğüt ağaçları gibiydik
Duvarlarını asma kaplamış evlere benzerdi kimimiz
Kimimiz denizi paylaşırdı martılar gibi.
İskeleye bağlı kayıkları denizatı sanan bir çocuktum bense
Cama düşen yağmur tanelerini kurutup saklardım
Bir bardak demli çayda eriyen şekerin sevinciyle.

Ne kadar çocuktuk, ne kadar büyümüştük
Kim bilir?


Temel Kurt

...

Resim
Kuşlarla konuşuyorum sıkça
Kırlangıçlar maviyi anlatıyor
Tarlakuşları kırmızıyı.
Çobanaldatan kuşları ötünce
Susuyor içimde zaman
Vahasını özleyen çöle benziyorum neden bilinmez.
Kolay şey şiir yazmak
Yaşamaktan kolay

Çiçekler geliyor aklıma ara sıra da
Kırmızıya elini uzatan
Kiraz çiçekleri en çokta Beyazlara bürünüyorum kimi de kalbime buzdan bir bıcak gibi saplarken sözcükler


t.kurt





şekerlik

Resim
Yeşil şeker

Duvarlarını asma kaplamış eve benzer kimileri
İçi de, dışı da hayattır...

Kırmızı şeker

Cama düşen yağmur taneleriydi gözyaşları mavinin
Kurutup sakladık!

Mavi şeker

Denizi paylaşan çocuklardır martılar
Hakça.


Kahverengi şeker

Kıyısıdır aşk
Yaşamın.

Mor şeker

Kimsesizliğimi aydınlatan
bir sokak lambası,
ayazda üşüyen dalların hışırtısıydı adın
pencereme yağan karda
bir japongülü
serçelerin yaşam telaşıydın bir kış günü.
Annemin aynalı kemik tarağında unuttuğu bir tutam mutluluk,
bir bardak demli çayda eriyen şekerin sevinciydin

Ne zaman sussam
bir şarkının sol anahtarı olurdu adın.
Kara şeker Gözlerine altın paralar konmuş bir ölüdür tarih, sıcacık hayatların çürüten çilesinde. Böyle apansız bir akşamüzeri içimizde açan karanlık çiçekleri baş eğmez bir yastır sevgiliye kim bilir.

t.kurt

KIYI

Ölü denizyıldızları toplamaktan geliyordu adam
Rüzgâra yoldaş kırlangıç sürüleri geçiyordu uzaklardan
İğnenin deliğinden görülen yitik bir kenttin
Altın anahtarını arıyordu sözcükleri

Maviliklerin çalkantısına karışıyordu motor sesleri
Saçları balıksırtı gümüş saplı bir hançer gibi parıldardı göğsünde
Kaybolduğu o yapayalnız ormanda ardında pirinç tanesi izleri yitik zamanların
Bir keman teli olurdu ağlayınca gözlerinden süzülen her damla
En uzak kıyısıydı mavinin denizkızlarının yaşadığı o kentler.

t.kurt

ÇAĞRI

Ey uzak dağlara gidenler
Ey kavanozunda ölümü bekleyenler
Size sesleniyorum
Bırakın ölülerinizi gömmeyi
Gelin!

Doğmamış günlerin güneşidir sözlerim.

T.KURT

ADA

Gözlerini açtığında kalbinin sesini duydu önce, sonra dalgaların sesi bir piyano resitali gibi doldurdu içini. Öyle şaşkındı ki tüm bunlara hiç bir anlam veremeden orada öylece kaldı. Dudakları denizin tuzlu suyuyla kavrulmuştu. Hareket etmek istiyor ama bunu yapacak gücü kendinde bir türlü bulamıyordu. Havanın karardığını, serin okyanus rüzgarının teninde gezinen dokunuşlarını hissetti. Ertesi gün günçiçeklerinin uyandığı seher aydınlığında uyandığında aslında hiç uyumamış gibi yorgundu zihni. Her şey anlamsız ve bomboştu. Zor bela yerinden kalkıp yaslandığı bir kayaya tutunarak, uçsuz bucaksız okyanus kayboluncaya dek baktı uzağa. İşte o an nerde olduğunu anladı. Korkuyla karışık bir duygu gezindi yüreğinde. En son; uçakta olduğunu, şiddetli fırtınayı, hosteslerin uyarılarını anımsıyordu. “Uçak düşmüş olmalı" diye geçirdi aklından. Sonra etrafta başkalarını aramaya koyuldu ama görebildiği sadece mercanların oluşturduğu büyük kaya resifleri ve bunların arasında yetişmiş kısa boy…

umuda dair

Resim
şu mavi gökyüzünün kıyıcığında durmuşuz
vakitler suspus
zaman unutkan
belki de nehrin kıyısında iki çakıl taşıyız
köprülerimizde çan çalıyor suskunluğun dili
neleri unuttuk bir bilsen
kabuk bağlayan sancılarımızla büyürken.

uçurtmasının ipini elinden kaçırmış çocuk gibi hâlâ sesin
mor menekşenin umuduyla uyanırken gün...


t.kurt

ÇAV BELLA

Resim
Çok şey yaşıyoruz bakabilmek gerek yalnızca
Anlamak için zorlamadan kendimizi
Misal bir güvercin olsaydın sen
Bir Güvenpark aramaz mıydın?
Ya da ne bileyim şöyle bir Yenicami avlusu

Çok şey yaşıyoruz bakabilmek gerek yalnızca
Korkuya düşmeden kaçmadan kendimizden
Bir şiir değil bu ama herkes öyle sanıyor
İyi yazdığıma beni inandırmaya çalışıyor alkış sesleri bile...

Biliyorsun mor bir tüydü zaman
Uçarı ve çocuksu çokça
Ağladığımız da oldu
Kandığımız da.
Başlamak için bu veda
Yaşamak için ve de doyasıya

t.kurt

BARIŞ

Resim
Yaşamak biraz eflatun olsaydı
Bu salı.
Kırmızı görünseydi
Sabah sabah gözüme hayat.
Gecelerin mavisine saklansaydı
Çocuk yanlarım.

Olmasaydı savaşlar
Ölmeseydi parmaklarım...
Ellerim, ellerine öğretseydi dokunmayı
Usul usul büyüseydi serçe parmaklarım.

t.kurt

gitmeye dair

Resim
aynalara uzak şehirlerde
herkes gitmeyi geçiriyor aklından
oysa beklemeye alışıktır zaman
serçe yeminlerindedir susuşları .

kırık bir kadeh, son bir söz
sırtında faşizmin burkası
ceplerinde çekirdek kabukları çocukluğumun.

bilirim sesine dokunsa ısınır kuşların kalbi
çünkü şarabın yeminidir seni yaşamak.



t.kurt

SENFONİ

kayalarda oturuyoruz
dalgaların sırtında koşuyor taylarımız
çapkın rüzgar saçlarını savuruyor hafifçe
kulağına şiir okuyor sanırsam.
alıp bir kır çiçeğini saçına takıyorum
mor bir çiçek
minicik.
gökten kırlangıç sürüsü geçiyor
bir kaplumbağa uzaklaşıyor yanımızdan
bizi baş başa bırakıyor belli ki.

geceye varıyoruz
kuzey yıldızı gibi ışıldıyor gözlerin
ben gözlerinde yitirmişim çoktan kendimi.
gülümsüyorsun
yüzünden bir kuyrukluyıldız geçiyor.

iki inci gibi kabuğumuza ihanet etmişiz
bir senfoni başlamış içimizde
kayalar suskun
zaman çingene
düşen kalplerimizin kara kutusu olmuş şiir...



t.kurt

Masalcı

Resim
bir varmış, bir yokmuş.
masalın birinde mutlu insanlar yaşarmış.
ama o uzak gri ülkede masallara sahip insanlar öyle azmış, öyle azmışlar ki, bir masalı olan o masalı korumak, başkalarına kaptırmamak için her yola başvurur, bu yolda ölenleride o gri ülkenin kralı şehit ilan edermiş...
mutlu masalı olanlarla, masalı olmadığı için mutsuz olanlar sürekli dövüşür, bir birlerini öldürürlermiş.

bir gün o gri ülkede bir şair herkese yetecek kadar masal yazmaya karar vermiş. ömrü masalları yazmakla tükensede, o herkese yetecek kadar masalı bir türlü yazamamış.


t.kurt

Yarına dair

Resim
İçinden geçtiğimiz bu günler, vicdanımızda insanlık adına kalan ne varsa onu da bizden almak için tüm karanlık güçleri seferber etmekte. Truva’nın entrikalarla düşmesi gibi insanlığın düşmesine seyirci kalmaktayız. Mirasına konmak için yaşlı akrabalarını bin bir eziyetle öldürenlerden tut, gerici ve darbeci iktidar kavgasının kepaze seyrine dek Türkiye’de yaşananlar aslında bir bütün olarak ele aldığımızda evrensel ezginin bize ulaşan sesinden öte bir şey değil. İşte böyle bir sürecin içinde edebiyatın herşeyden uzakta temiz kalmasını düşlemekte oldukça saçmadır, bilakis bu kirlilik önce edebiyatta başlamış, yani bu yaşananların kurgusu önce edebiyatta varolmuştur. Posmodernizim işte bu yeni zamanın seyir defteridir. Ama herşey kısaca açıklanamayacak kadar karmaşıktır. Bu karmaşayı tartışmak, onun nedenlerini sorgulamaksa sanıyorum devrimci sanatın hala biricik görevidir.

Sosyalizmin insanlık tarihinin gözüne tuttuğu aynanın yansıması insan bilincinden nasıl silindi? Neden artık gözler…

ÖNCE ŞİİR VARDI

Resim
' gün ışığında,
ateşli bir sabırla silahlanmış olarak
en güzel kentlere gireceğiz.'

a.rimbaud



"Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama. "

w.shakespeare

' Bir kez gönül yıktınsa
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil '

y. emre


' Evet, bilirim nereden geldiğimi
Alev gibi doymamış, aç
Yanar, tüketirim kendimi.
Işık olur, ne tutarsam,
Küldür arkamda kalan.
Ben ateşim besbelli. '

f. nietzche


' Kaygılar tas…

ŞİİR

umutsuzların en büyüğü olan zavallı ama kusursuz bir ozanın şu kehanette bulunmasının üstünden bugün tam yüzyıl geçti: 'a l'aurore, armés d'une ardente patience, nous entrerons aux splendides villes.''gün ışığında, ateşli bir sabırla silahlanmış olarak en güzel kentlere gireceğiz.'

kahin rimbaud'un bu kehanetine katılıyorum. karanlık bir yerden, diğerlerinden sert coğrafi koşullarla ayrılmış bir ülkeden geliyorum. ozanların en terkedilmişiydim, şiirlerim yöresel, acılı ve yağmurluydu. ancak daima insana inandım. umudumu hiçbir zaman yitirmedim. işte bunun için şiirim ve bayrağımla buraya ulaşabildim.

sonuç olarak, iyi niyetli tüm insanlara, işçilere, ozanlara, insanın geleceğinin rimbaud'un deyişinde ifade bulduğunu söyleyeceğim: yalnızca ateşli bir sabırla, tüm insanlara ışık, adalet ve onur getirecek kusursuz ve güzel bir kente kavuşacağız.

böylece şiir boşuna yazılmış olmayacak."

p. neruda