Kayıtlar

Ekim, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

rosa'ya şiirler/2

Resim
okyanusun kalbi bi asmalı kilit kapılardaki sanırsın yazdan kalmış bir yara bu güneşli ekim  kıyılar sana yakın, mavi ona uzak oysa yangından tek kurtarabildiğin o sözcükler hep aklında...
tk

keşke

Berkin hala uyuyor
Alice'nin harikalar diyarında uyuyor 
Gözlerini açsa 
-ve tüldeki kırmızı gülden sızan 
çiğ damlalarını 
minik avuçlarında birleştirip
iktidarların 
çölleşmiş ruhlarına 
serpse. 

keşke..!

tk

rosa'ya şiirler

bazen karanlıkta yalnız olmanın korkusuna düşüyorum
bazen de senden uzakta olmanın korkusuna
öyle uzun yağıyor ki yağmur
öyle güzel ki yağmurun sana benzemesi

tk

sarı mum

Resim
sarı,kırmızı ve beyaz üç mum yanıyordu aklının şamdanında. hangisini söndürürse onun karanlığından öteye geçiyor, ötede arıyordu bulmak istediklerini. sarıyı söndürmek istiyorum, diye mırıldandı.üfledi ve karanlığın kapısını açıverdi. Kafka'nın dediği gibi; hayat gergin bir ipti önünde uzayan, bu dünyada cambazlık etmezsen, düş-tüğündü gerçek olan. bu sözler nereden gelmişti aklına şimdi, tam da karanlığın sol elini tutarken.sarı mum onun nere götürecekti acaba? Hasan Sabbah'ın kalesine mi, yoksa Kızkulesi'ne mi hapsedecekti? bir mavi kıyıda uyansaydı keşke...Orhan Veli'nin lağımcısının düşü gibi insancıldı sarı mumdan istediği? kırmızıyı mı seçseydi yoksam, beyazı seçmeyi niye düşünmemişti hiç?

     sarı mumun çıldırtan karanlığından öteye açılan kapıdan geçince bir günlük ömrü olan mavi bir kelebek oluvermişti. Bir günlük mutluluktu dönüştüğü şey,uçmak uçmak uçmak tek yapması gereken buydu.çiçekten çiçeğe, renkten renge uçmak… uçtu, uçtu,uçtu, her şey kanatlar…

EŞİK

Neden böyle söylediğini bilemeden 'yüzyıllık yoldan geldim' diye fısıldadı içeri girer girmez.  Kapıyı açan eli göz ucuyla takip edince bunun yalnızca karanlık odada yanan şamdanın titrek ışığı altında duran bir şövalye zırhı olduğunu fark etti. Şaşırmamıştı. Bugün karşılaştıklarının tümünü ucu ucuna ekleyince bütün bu olan bitene hiç de şaşırmaması gerektiğini düşünüyordu nedense. Acaba gerçekten yüzyıllık bir yoldan mı gelmişti de böyle söylemişti, her şey çok tuhaftı. Eriye eriye dibini bulmuş şamdanı fark edince de şaşırmadı.  Acaba bu ışıkta mı yüzyıldır onu bekliyordu? Tüm bu anlamsız sualler aklından gelip geçerken apansız sönüverdi ışık. Her şey karanlıkta kalmıştı artık, örtünmüştü her şey karanlıkla... Karanlığın oldukça uzak bir köşesinden tıpkı mart kedilerinin mırıltısını andıran fısıltılar çalındı kulağına;
      “bak ahmak, gör sen de işte; binyıldır beklediğimiz kişi gene gelmedi”
      Dinleyenin sesi gitgide ağlamaklı çıkıyor, ne dediği pek anlaşılamıyordu. O…