17 Aralık 2013

sevgiye dair

kara kışın ortasında,havada kurşun gibi bir soğuk,kestane satıyorlar köşe başlarında.haber bültenlerinde yobazların kapışması,yolsuzluk,yüzsüzlük, yalanın bini bir para. ve ben şairim,kelimelerin simyacısı.

gelecek uzun sürer,diyor ya Althusser, çabuk tükeniyor böyle bir anda umudu insanın. kar yağdı bir kaç gün,tutmadı. şehir insanı karı kartpostal resimlerinde sever oldu epeydir. belki yüz yıl sonra dünya böyle kirlenmeye devam ederse karı ansiklopedik bir bilgi olarak hatırlar olacağız.

aşık olmak güzel şey,ama bunca yalanın ortasında aşka rast gelmek oldukça zor. gene de aklımızdan geçenleri unutsakta; yüreğimizden geçenleri unutamıyoruz asla.

yeni bir yıl yaklaşıyor,gecen sene bu günleri anımsayınca büyüsünü kaybetse de zamanın tılsımından bir şeyler dilemek geliyor yine de içimden. en çok barış dilemek...uzakların ve ırakların yakınlaştığı bir barış...

içimdeki periyi özlüyorum,epeydir kaybettiğim o periyi. yüreği bir deniz kasabası, gözleri karanlıkta bir fenerdi...bazen geçmiş gelecekten de uzun sürüyor.

en güzel,en sıcak, en gerçek hakikat sevgidir.

sevgilerimle temel



15 Aralık 2013

Ayrılığın şiiri

Sensiz geceler bir iğne/bense o iğneden iplik geçirmeye uğraşıyorum kabuslarımda/tk

4 Aralık 2013

Rosa'ya dair


her gün bir iki satır yaz bana
diyelim hiç bir şey gelmedi aklına
havaların nasıl olduğunu sor
sokak lambalarının yanıp yanmadığını 
iyi gelir bana
senin yaşadığını bilmek.

tk


17 Kasım 2013

... gene uzağa dair





al şu kibriti
cigaranı yak
yoksa bu ayrılık seni de beni de öldürür
nerede aradığımız o kent
nedendir bu keder
bomboş bir akşamın ipini ancak şu koskoca meyhane çeker...

tk

14 Kasım 2013

senin karanlığını bile yurt edinir ateş böcekleri



Kırık bir pencereden habersizce içeri giren
serseri bir rüzgar gibi
Akdeniz kaçağı düşlerin var.
Biliyorum.
Büyükannemin perili masallar anlatırken
söylediği tekerlemeler gibi de başlamıyor hayat
onu da biliyorum.
Ve daha bilmediğim öyle çok şey var ki sana dair
...
...
...
Vesselam
senin karanlığını bile yurt edinir ateş böcekleri
bunu da biliyorum!

tk

5 Kasım 2013

Rosa'ya şiirler/3




fenerini her gece yaktığım bu küçücük dünyada
nerededir düşlerimin ışığı?
nerededir yitirdiğim o mavi hayal?
ah o kayıp vişne bahçeleri
ah yüzünde çalkalanan o yakamozlar...

kulağımda fısıltısı zamanın
hani uyur ya bi nar tanesi kozasında
öylesi huzuru aşkın...

tk


30 Ekim 2013

rosa'ya şiirler/2


okyanusun kalbi
bi asmalı kilit kapılardaki
sanırsın yazdan kalmış bir yara
bu güneşli ekim 
kıyılar sana yakın, mavi ona uzak
oysa yangından tek kurtarabildiğin o sözcükler hep aklında...

tk

23 Ekim 2013

keşke


Berkin hala uyuyor
Alice'nin harikalar diyarında uyuyor 
Gözlerini açsa 
-ve tüldeki kırmızı gülden sızan 
çiğ damlalarını 
minik avuçlarında birleştirip
iktidarların 
çölleşmiş ruhlarına 
serpse. 

keşke..!

tk

19 Ekim 2013

rosa'ya şiirler

bazen karanlıkta yalnız olmanın korkusuna düşüyorum
bazen de senden uzakta olmanın korkusuna
öyle uzun yağıyor ki yağmur
öyle güzel ki yağmurun sana benzemesi

tk

15 Ekim 2013

sarı mum




      sarı,kırmızı ve beyaz üç mum yanıyordu aklının şamdanında. hangisini söndürürse onun karanlığından öteye geçiyor, ötede arıyordu bulmak istediklerini. sarıyı söndürmek istiyorum, diye mırıldandı.üfledi ve karanlığın kapısını açıverdi. Kafka'nın dediği gibi; hayat gergin bir ipti önünde uzayan, bu dünyada cambazlık etmezsen, düş-tüğündü gerçek olan. bu sözler nereden gelmişti aklına şimdi, tam da karanlığın sol elini tutarken.sarı mum onun nere götürecekti acaba? Hasan Sabbah'ın kalesine mi, yoksa Kızkulesi'ne mi hapsedecekti? bir mavi kıyıda uyansaydı keşke...Orhan Veli'nin lağımcısının düşü gibi insancıldı sarı mumdan istediği? kırmızıyı mı seçseydi yoksam, beyazı seçmeyi niye düşünmemişti hiç?

     sarı mumun çıldırtan karanlığından öteye açılan kapıdan geçince bir günlük ömrü olan mavi bir kelebek oluvermişti. Bir günlük mutluluktu dönüştüğü şey,uçmak uçmak uçmak tek yapması gereken buydu.çiçekten çiçeğe, renkten renge uçmak… uçtu, uçtu,uçtu, her şey kanatlarının altında yitene kadar uçtu.aşağıda şehir, uğultulu bir kabus gibi öğütüyordu hayatı. ağlayan çocuklar,kışlalarda çatılmış tüfekler,sömürülen emek,saraylardaki bolluk; kulübelerdeki kıtlık,mezbahalarda derisi yüzülen hayvanlar, kuruyan nehirler, yanan ormanlar, gün be gün kalabalıklaşan acı. uçuyordu mavi kelebek ama artık minik mavi kanatları yetmiyordu hiçbir şeyin üzerini örtmeye, şimdi ne yapmalıydı? yanlış hayat nasıl doğru yaşanacaktı? o an Dorian Grey'in yaşlanmış hali gibi duyumsadı kendini. Yusuf'u kuyudan kurtaran kervan, Yusuf'u daha büyük bir kuyuya terk etmişti sanki. Güzellik ve aşk baş aşağı sarkmış, sarı mumun aydınlığı karanlıktan bile beter bir arafa taşımıştı yüreğini. O evrensel ezgiyi duymak istiyor ama sessizliğin girdabında dolanıp duruyordu. Kırmızıyı seçmeliydim belkide, dedi mırlanarak. NİÇİN seçmişti bu çılgın ve deli sarıyı………?geride ne bıraktığını anımsamaya çalışıyor AMA hiçbir şey hatırlamıyordu. düşünmemeli sadece sadece uçmalıyım, enikonu yirmi dört saat daha yaşayacağım zaten, diye fısıldadı kendine.lanet dünyanın göklerinde uçtu uçtu uçtu….

     şairlerin sözünü ettiği aşk neredeydi acep, neredeydi huzur, neredeydi barış? ah neden birikmişti kanatlarının altında bunca bela?içinde bir yerde vergilius'un öldüğünü hissetti, cesaretle ve aşkla kurulan dünyalar çoook uzağındaydı artık. şu kısacık hayatında can ipini çekip koparmayı geçirdi aklından, ama yapamadı. çünkü gene de içini eşeleyen, adsız, titrek bir umut vardı uzakta bir yerde. orayı bulana kadar uçmalı uçmalı uçmalıydı. ne de olsa sonsuza dek dinleneceği, ölüm adlı bir uykusu vardı onu bekleyen.


     
tk

9 Ekim 2013

EŞİK

Neden böyle söylediğini bilemeden 'yüzyıllık yoldan geldim' diye fısıldadı içeri girer girmez.  Kapıyı açan eli göz ucuyla takip edince bunun yalnızca karanlık odada yanan şamdanın titrek ışığı altında duran bir şövalye zırhı olduğunu fark etti. Şaşırmamıştı. Bugün karşılaştıklarının tümünü ucu ucuna ekleyince bütün bu olan bitene hiç de şaşırmaması gerektiğini düşünüyordu nedense. Acaba gerçekten yüzyıllık bir yoldan mı gelmişti de böyle söylemişti, her şey çok tuhaftı. Eriye eriye dibini bulmuş şamdanı fark edince de şaşırmadı.  Acaba bu ışıkta mı yüzyıldır onu bekliyordu? Tüm bu anlamsız sualler aklından gelip geçerken apansız sönüverdi ışık. Her şey karanlıkta kalmıştı artık, örtünmüştü her şey karanlıkla... Karanlığın oldukça uzak bir köşesinden tıpkı mart kedilerinin mırıltısını andıran fısıltılar çalındı kulağına;
      “bak ahmak, gör sen de işte; binyıldır beklediğimiz kişi gene gelmedi”
      Dinleyenin sesi gitgide ağlamaklı çıkıyor, ne dediği pek anlaşılamıyordu. Oysa duymak istiyordu diğerini de. Sese doğru yürümeye yeltenince hiddetle bağırdı konuşan
      “ışığı yak, ışığı yak! ” diye. Yüksek perdeden bir buyruktu duyduğu ses.
       Karanlıkta olduğu yerden bir adım bile kıpırdayamadan ışığı yakmakta tuhaftı ya bu da pek anlaşılmaz gelmedi ona. Başladı kollarını bilinçsizce sağa sola sallamaya. Karanlıkta bir çıngırağa çarpıverdi kolu. Binyıldır beklediği bir çınlama sesi yüzyıllık yoldan gelen yorgun yüreğini anlık bir çınlamayla delip geçince ışığa boğuldu etrafı. Birdenbire her şey silindi gitti bilincinden. Az evvel ki şövalyenin dikeldiği yerde şimdi karşısında duran karısıydı. kadın şaşkın şaşkın;
      “bugün geç kaldın, hayırdır kocacığım” dedi her zamanki alışkanlığıyla. Neden geç kaldığını, niye bu kadar yorgun olduğunu düşündüyse de aklına hiçbir şey gelmedi adamın. Yorgundu sadece, yüzyıllık yoldan gelmiş kadar yorgun hem de…
      tk



14 Ağustos 2013

Peri'ye







Sesindeki çocuksu kahkahayı
Adının bütün mavi anlamlarını
Karanlığını,ateş böceklerini
Seni çok özledim peri...

tk

2 Ağustos 2013

Yine sana dair





Bazen bir limon ağacı oluyorsun
Sonbaharda bile güzelsin yani
Aşkın ne olduğunu kimsecikler bilemez
Sadece azıcık kokunu özledim

tk

18 Temmuz 2013

yine umuda dair...






umut ne kaf dağının ardı

ne cennette bir avuç toprak

umut birtanem; 

gezi parkında bir ağaç olmak...

tk

29 Haziran 2013

ETEM'E



Nükleer santraller
HES'ler
Kanserden ölen Dilovası'nın çocukları
Barış isteyen analar
Sınıfsız bir dünya için değil
Sadece üç beş ağaç için öldürmüşler seni de...

Gazetede gördüm resmini
Gülümsüyordun
Hiç bir sözcük bulamadım gülüşüne benzeyen.

tk

31 Mayıs 2013

Çapulcular

Üç beş ağaçtık
Padişahtan uzundu boyumuz
İşte buydu katlimize sebep suçumuz
Kuşlar yaymış haberimizi dört bir yana
Koşmuş gelmiş bütün çapulcular
Söz mavileşmiş, umut güzelleşmiş
"Taksim bizim,İstanbul bizim!"

tk

29 Mayıs 2013

Işığın şiiri

Çiçekleri
gerçekleri
dahası herşeyi saklar karanlık
ama ışığı saklayamaz asla
o yüzdendirki; çiçekler ve gerçekler ışığı çok severler

tk

24 Mayıs 2013

rüzgarın sesini duyanlara hediyemdir





http://www.dailymotion.com/video/xk9n7c_blowing-the-wind-bob-dylan_music#.UZ8t06JA32s



daha kaç köyden sürülsün insan
adam oluncaya dek?
daha kaç derya dolaşsın martı
bulsam diye bir tünek?
daha kaç toptan atılsın gülle
harp toptan kalkıncaya dek?
cevabı, dostum, rüzgârda bunun,
cevabı esen rüzgârda.

daha kaç yıl kök salsın ağaç
bahar açıncaya dek?
daha kaç yıl kök söksün bu halk
yerin bulsun diye hak?
daha kaç aydın ışığı görüp
görmezlikten gelecek?
cevabı, dostum, rüzgârda bunun,
cevabı esen rüzgârda.

daha kaç can canından geçecek
cana yetinceye dek?
daha kaç el boş açılsın göğe
göğermedikçe yürek?
daha kaç teller kopsun sazlardan
bu ses duyuluncaya dek?
cevabı, dostum, rüzgârda bunun,
cevabı esen rüzgârda.



çeviri :can yücel


http://www.dailymotion.com/video/xdrmi5_sevinc-eratalay-esen-yel_music#.UZ8yJqJA32s

16 Mayıs 2013

MERHABA




Uyandığım sabah
başucumdaki Che posteri
annemin kapı eşiğine astığı bereket duası
saksıdaki menekşe
menekşenin yaprağında yürüyen karınca
penceremden içeri sızan ışık: MERHABA..!

Yürüdüğüm yol
sıcak ekmeğin kokusu
kanalizasyon kazan işçinin sigara molası
yanından geçtiğim elektrik direği
yaşlı teyze, güzel kız
o masmavi deniz
dostlarım, yoldaşlarım 
düşümdeki ülke: MERHABA..!

Kokladığım çiçek
başımın üstündeki bulut
sakin gölde bir kuğunun yüzüşü
düşümdeki sen
sana benzeyen her şey:  MERHABA..!

tk

5 Mayıs 2013

BOŞLUK




geriye dönüp baktığımda
içimde bir yıldız gibi ağarıyor adın
kimi ekmek kadar sıcak oluyorsun
kimi kar gibi suskun...

dönüyorum kendime
sesimde bir boşluk kalıyor hep
karanlık bir kuyu gibi
zindan gibi bir boşluk...

tk


30 Nisan 2013

KIRMIZI YUNUS, MAVİ UÇ UÇ BÖÇEKLERİ



Okula giderken vitrinde görürdüm onları
alıp beslenme çantama saklayasım gelirdi
yaklaşırdım
küçük ellerimin izi kalırdı camda...

Ah benim kırmızı yunus,mavi uç uç böçeklerim.

tk

28 Nisan 2013

İki satır





Sesimdeki boşluğu dolduracak sözü arıyorum
oysa ne çok çiçek adı var bildiğim
 
tk

23 Nisan 2013

PERİ



güneşe bandırıyor ekmeğini yağmur
sanırsın el ele tutuşmuş tüm kır çiçekleri
öyle güzelsin ki;
bir rüyayı görüyorum yüzünde...

tk



14 Nisan 2013

YOL






Bugün en az bir kez adını anımsadım 
En az bir kez yürüdüm yalnızlığımla
En az bir kez yoldaşlık ettim çöl rüzgarlarına. 
Yollar ve yangınlar gördüm
Küfürler, dualar, yalanlar...

Denizdeki karartının kayık olduğunu hayal ettim
Defterime neden bilinmez
Önce bir gül çizdim
Sonra İstanbul'da bir akşam üstünü...

Artık günde en az bir kez ölmeyi geçiriyorum aklımdan
Bir çakıl taşı gibi uyumayı denizde
sonra yaşamayı, kırmızıyı, şarabı ...

Minarelerden yankılan sesleri çizdim yüzünün tenhasına
Kalabalık meydanlarda çınarları
Bozulmuş düzenleri, birikmiş öfkeleri...
Akdeniz mavisi öpüşlerini 
Yıldızların nasıl da çocuk olduğunu
Kibritçi kızın neden öldüğünü
Teninin iyot koktuğunu...Suya çizilen bir ebru gibi çizdim!

Hiç tarif edilmez gidişleri, sonra dönüşleri....
Kırlangıç uçuşu bir yazdan geriye kalan erguvan lekeli anıları...
Falları, sırları, söğüt ağaçlarını, suları...
Bugün en az bir kez uçurumları düşündüm.

Yine de sen atlasta, en uzak karasıydın ömrümün
en derin yarası ve de...

t.kurt

9 Nisan 2013

KİM BİLİR



Ben neyleyeyim iktidarı
Ben neyleyeyim cenneti
Başka türlüsüydü benim aradığım
Ne zor anlatılıyor aşk
Sevmediğim sözcüklerle bitiveriyor ömür

Bilir misin;
Ceviz kokardı elleri annemin
Okşadıkça saçlarımı
Kuşlar konardı serçe parmağıma


Ben neyleyeyim iktidarı
Ben neyleyeyim cenneti
Başka türlüsüydü benim aradığım
Yüzünde gül doğuran sabahlar
Şarap dolu bir kırık testi
Kim bilir!

tk


19 Mart 2013

uzaktaki fener ve Laitu'nun çakıl taşları

tak tak tak... çığırır gibi gökyüzünde dönenip duruyor leylekler,dalların uçkun veren yerlerinden çiçek tomurcukları patlamış,en güzeli de serseri erik çiçekleri,şubatın deli soğuklarına kafa tutup baharı müjdeliyorlar.yaşam hep bir yolunu buluyor,yaşam güzelliğe sevdalı.

siyaset ne kadar gerici ve faşist ise de doğa hep güzeldi. bu güzelliğin orta yeri düğün bayram,bu güzelliğin orta yeri umut, umudun orta yeri devrimdi. devrim insanın doğaya dönmesiydi, kulaçlarını geri geri atıp denizin mavi sularında yüzmekti devrim. sokakta kestane satan adamın sesiydi, gözlerinde gördüğüm ışıltıydı,yağmurla öpüşen ışıktı,devrimin adı gökkuşağıydı. aslında devrim diye bir şey de yoktu, o bir masal kuşuydu,o bir rüyaydı, sevişmekti o, en çokta Laitu'ydu.

laitu'nun çakıl taşları vardı, evvelinde laitu da bir kum tanesiydi,belkimde laitu sahil kumunda sıcacık köşesiz çakıl taşının uyuyup kalmasıydı. sevmiştim onu, oda beni sevmişti belki. öyle yumuşaktı ki uykusu,uykusu çocuktu laitunun,o bütün çocukların gözlerinde uzaktaki fenerdi.

var olmaktı laitu, bazende yok olmak. başlamaktı,bitmekti. laitu bir güvercindi şahin masallarında. biliyorum o benden çok sevmişti beni,bende denize bakıyorum şimdi onu her anımsadığımda. mavi sonsuzluğa benzetiyorum onu...

mutluluktu o.

biliyor musunuz laituyu ben yaratmıştım, o yüzden hep uzaktı. belkide sadece içimde yaşıyordu. uzak olması bundandı belkimde...


13 Mart 2013

EBRU







kafamın içi çiçek bahçesi
umut çiçekleri en sevdiklerim...


tk

10 Mart 2013

Bize dair

umutsuzluk cehenneminde
kırlangıç karası bir yara;
sonsuzluğun bize dokunan mavi eli...
ne cennet gerçek, ne cehennem
azıcık şarabi bir gülüştük biz...

tk

5 Mart 2013

serseri çiçekler'e



çiçeğin serserisi olur mu deme
şubat soğuğunda açar onlar
ama başka bi güzel olurlar hani
cesur çocuklar gibi,bizim çocuklar gibi...

tk

2 Mart 2013

sevdiğim dizeler


YAR 

Diz çökmüş göz kapaklarım üstüne;
Saçlarım içindedir saçları;
Hali var, ellerimin halinden;
Rengi var, gözlerimin renginden;
Kapılmış, koyulmuş gölgeme,
Göğe karşı bir taş gibi.

Gözleri var, açıktır, herdaim,
Uykuyu haram ettiren bana;
Ya güneşleri önüne katan,
Ya o ışık delisi rüyaları,
Güldürür ağlatır da güldürür beni,
Söyletir bilmeden ne söylediğimi.

Paul Eluard

23 Şubat 2013

BERFO ANA'YA




Güneş tüm güzelliğini niçin dökerse denize
Çiçek neden gülümserse güneşlenince
Anlatamıyorum ama öylesi işte
Seviyorduk varlığını...

Elif,lam, mim!
Gemiler yanaşmış kıyılarına
söyleyin nerededir çapaları?
Bilmez misiniz ki;duruldukça içini gösterir tüm sular.

Bazen içimizdeki kelebeğin bizi terk ettiğini duyumsarız
Bazen de içimizdeki gülün solduğunu.
Bir ses,bir haber beklemektir bazen hayat
"bazen de uzaklaşmak gerekir, yakınlaşmak için!"


TK

31 Ocak 2013

kıyının şiiri





uzak, upuzak bir adadır aşk
yalnızca kaplumbağaların rotasını bildiği
oysa dostluk kıyıdır
tan vaktidir, içimize açılan kederli akşamlarda...


tk

20 Ocak 2013

SANILAR




bir zamanlar aşkı çiçek sanmıştım,kokusundan

bir piyango bileti gibi ansızın hayatımı kurtaracağını düşündüğümde olmuştu sık sık 


yandıkça özlemiyle, baudaleire'nin güneşine benzetmiştim 


içimdeki bu cehennem çiçeğini


ama aslında sen en çok yağmura benzerdin


öyle sanıyordum en azından ben



tk

9 Ocak 2013

Sevdiğim dizeler




TANIDIM SENİ

seni yalnızlığından tanıdım 

kirpikleri kırık çocuk 
çiğneyip durduğun dudaklarından. 
gözlerin küllenmiş yangın yeriydi 
bir eylül göğünün bulut kümeleri 
donuk bakışlarında; 
hüznün nasıl da benziyordu 
benim ilkgençliğime 

ellerinden tanıdım seni 
yüreğinin yansısı tedirgin ellerinden. 
bir uzak boşluğa yağmur yağıyordu 
-anılardan anılara ince çizikler…- 
yüzün bir türkü sonrasının 
kederli dalgınlığında; 
güldün mü, ben mi yanıldım, bilemiyorum 
ağıt gibi bir alay dudak uçlarında 
gücenik duruşundan tanıdım seni. 

seni kendimden tanıdım çocuk; 
yüreği sürekli çiğnenen bir yol 
gövdesi acılardan acılara köprü… 
biraz öfke, biraz umut, çokça onur 
olan kendimden. 
eğildim öptüm yıkık alnından 
uzaktın, kıyamadım sessizliğine 
biraz daha dedim içimden, biraz daha; 
gün olur, onuru güzel çocuk 
acı da yakışır insanın yüreğine.

şükrü erbaş

Yeni adresim

ara ara aşağıdaki adresimde yazacağım https://atesinsesi.wordpress.com/ /