Kayıtlar

Ağustos, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ONLARA DAİR

zambağın somutlaşmış çıraklarıdır onlar
şişe kırığı tarlasında boy verirler acıtarak
korkuyla varolur, korkuyla geçerler köprülerinden
ki düş kadar yalandır senden giderken sana bıraktıkları

t.kurt

Sanılar

Şimdi belki benim gibi ölesiye yalnızsındır
Uçan kuşları gözlemektesindir tek başına
Çamların yeşiline dalmış gitmiştir gözlerin
Radyo dinliyorsundur ya da susarak
Bir kitabı okumaya çalışıyorsundur kim bilir

Sonsuz güzellikte bir aşk düşünüyor olabilirsin
Belki de anılarını deşiyorsun bir olmazı
Bir açmazı derinden derine kurcalar gibi
Bir kahve içmeyi bir elma yemeyi kurarak
Saatine bakıyor olabilirsin uykulu gözlerle
Çocukların oyununa dalmış gitmiş olabilirsin

Mahpus gibi tutsak gibi belki köle gibi
Yarını olmamak gibi bir duygu içindesindir
Belki de kendini bağışlamıyorsundur
Benim hiç bilmediğim bir şeylerden ötürü
Kırık tirenler gibi öylece kalakalmışsındır
Kalkıp gidip çekirdek almayı düşünüyorsundur
Ya da uyumak istiyorsundur her şeyi unutmak için
Belki sen de benim gibi ölesiye yalnızsındır


Afşar Timuçin

kırmızı ve mavi

Resim
Seninle anlam bulan kırmızı soluğum
Yüzümün o suskun mavisi
Her şey ölüyor sevgili.
Oysa sen çocuk İsalar gibisin hâlâ!

t.kurt

ÖZGÜRLÜĞÜN SESİNİ DUYMAK

Peri Kızı'na

Resim
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; devenin tellâl, pirenin berber olduğu zamanlarda kartlar ülkesinin uçsuz bucaksız kıyılarında ırmak seslerine komşu ahşap bir kulübede yaşlı Maça Kızı’nın evlat edindiği çirkin bir Sinek İkili yaşardı. Güzeller güzeli Sinek Kızı’yla yakışıklı Kupa Bey’inin yasak aşkından doğan bu talihsiz çocuğu bir sabah kapı eşiğinde buluveren yaşlı Maça Kızı dinmeyen evlat özlemiyle Kartlar Tanrısı’na dualar ederek oracıkta bağrına basmış, ona öz annesini hiç aratmamıştı. Zaman gelip geçmiş ama Sinek İkili hep Sinek İkili olarak kalmıştı. Öyle çirkin, öyle çelimsizdi ki diğer İkililer bile onu asla oyunlarına almıyorlardı. Yaşlı annesi onun bu haline duyduğu üzüntüden bir gün apansız ölüverince artık iyiden iyiye yalnız kaldı ve bu küçük kulübenin dört duvarı arasında yüzünü herkesten saklayıp, geceleri ışıldayan yıldızların pırıltılarında binbir düşe bata çıka yaşamaya alıştı. Günler günleri, yıllar yılları kovalıyor, zaman su gibi gelip geçiyor ama yüreği …

PORSELEN KIZ

artık susup sadece o şarkıyı dinliyorum. evet zaman istemesek de öğretiyor insana bağışlamayı. bağışlamak insanın kendiyle hesaplaşması, bağışlamak tutunmak işte

http://fizy.com/#s/1agxa4

...ama yine de sen hep bi porselen kız olarak kalıyorsun içimde...

Neye benzer ateş,
Nasıl pişer toprak?
Ellerin, ellerinde mayıs sancısı.

Suya nasıl çizilirse ebru
Öylesi işte
Büyür içinde çocuk.

Patiska yüzünde
Kırıkların karışır kırıklarına.
Sevgiye yapışır parçaların...

T.Kurt

geçmiş zaman hikayeleri

Resim
Ben çocukken bayram yerleri kurulur ve ben bayram harçlığımla oralara gider salıncağa binerdim. Salıncakçı salıncağı kendi belirlediği bir süre sallar, sonra bağırmaya başlardı; “yandı, yandı” diye. Böylece verilen paraya karşılık çocukların salıncağa binmiş olduklarını ve paralarının yandığını hatırlatırdı. Ama sonra çocukların üzüldüğümüzü görünce, onları mutlu etmek için; “bu da cabası, bu da cabası” diye bağırarak dört beş sefer daha sallardı salıncağı


İşte benim en mutlu olduğum an bu cabası diye salıncak sallanırken sallandığım andı.

t.kurt