Kayıtlar

Temmuz, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

modern zamanlar

Denizin uçsuz bucaksız maviliğinde yitip gitmişti gene. Neden böyle kaçıp kaçıp bu kayalıklara sığınıyor, neden bitiremiyordu içindeki hesaplaşmayı da niçin çıkamıyordu bu lanet olasıca hayat oyununun içinden gene ya bugün daha bir kederliydi işte. Kocası, kızı, çevresindeki bir yığın insan kalabalığının içinde bir çakıl taşı gibi an be an köşelerinin yontulduğunu, yorulduğunu, umarsızlığını duyumsuyordu. İçinde bir kartpostal gibi donup kalmış anılar dışında ağır bir yük oluyor işte böyle kendini bu kayalıklarda buluveriyordu. Açıklardan geçen şileplerin peşi sıra kaybolan gözlerinde anafor yarası bir sızı saplanıyor yüreğine, susup kalıveriyordu bu kayalıklarda. Susmak onu en çok kendinden koruyor yarım kalmış bir sözcük gibi gene umuda sığınmasına yarıyordu en çok. Oysa umut en kötü, en bencil, en bağışlanmaz, en iyileşmez yarasıydı zamanın. İşe güce vermese kendini, sürekli içinde biriken bu ağırlıkla nereye kadar giderdi orasını da bilmiyordu. Boş verebilse; bir martı gibi uçsayd…

:)

Resim
düşün ki; sabah sabah solundan kalkmışsın da
başka bi çağa açmışsın gözlerini
öyleki herşey herkese pay edilmiş
ben senle eşitim, sen ötekiyle, öteki kedi köpekle
düşün ki; aşktan ve ölümden dertliymişiz yanlızca…

tk