Kayıtlar

Mart, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

SUS ÇİÇEKLERİ...

Resim
Biliyor musun yaşadığım hayat bazı öyle havasız, öyle dar geliyor ki; açacak bir pencere bile bulamıyorum. Sıkıntıyla, öfkeyle içkiye veriyorum kendimi ama hiç birinden fayda yok. Çokça zaman içimdeki bu karanlık mezarda kendimle baş başa kalıyorum. İnsan böylesi zamanlarda en çok geçmişiyle dertleşiyor. İdealleri, aşkları, sus çiçekleriyle…

İçimizdeki sus çiçekleri konuşmaya başlıyor. Neler neler anlatıyor bir bilsen. Bir aynanın griliğinde tutuklu kalan, bir duvarın önünde öldürülen anılar çıkınca karşına konuşmaya başlıyor sus çiçekleri…

“hayat denilen kavgaya girdik, çelik adımlarla yürüyoruz…” sahi hep çelik adımlarla mı yürüdük bu yollarda? Çocukluğum geliyor aklıma kimi! Karagöz oynatan bir Bekir dayı vardı mahallemizde. Bir seferinde “önceleri ben konuştururdum ama şimdi kendileri konuşmaya başladılar” demişti perdedeki kuklalarını göstererek… Yıllar sonra ancak şimdi anlıyorum kuklaları da sus çiçeklerinin konuşturduğunu.

Şu yalancı tanıklar kahvesinde niçin şiir yazdığımı düşün…

SİS ÇANLARI

Resim
Frengiye tutulmuş
dalgaların vahşi ıslığında
gümüş bir kelebeğin
ışıktan kanatlarıyla
geçebilmek aynalardan.
Suspus iklimlerin
kırık harfleriyle
fısıldamak kulağına:
İlk anne deyişine tutunur gibi
bir çoçuğun.

Ağlamak ve de
sevişir gibi ağlamak bir kez daha.


t.kurt

SONSUZ AŞK

Resim
Denizin yüzünde uçsuz bucaksız yayılmış çarşaf gibiydi mavi. Sabah yeline kendini umarsızca bırakmış martılar bu sonsuzlukta oradan oraya keyfince süzülüyordu. Bulutlar da olmasa yer gök bir birine karışmış sanırdınız...

Kadın esen sabah rüzgârını boynuna dolamış, ardında izlerini bırakarak sahil boyunca çıplak ayak yürüyordu. Ara ara eğilip kıyıdaki çakıl taşlarının pırıltılı yüzlerini topluyordu, aradığı yüze benzeterek. Ansızın durdu. Bu sonsuz maviliğe baktı. Ay teni kendini denizin kollarına bırakmak istiyordu. Üzerindeki her şeyden kurtuldu. Göğüslerinin kara üzüm tanesi gibi uçları suya düşmüş karanfil yaprağı gibiydi. Teni mavinin yüreğinde kulaç atarken beline vuran ışıkla lapinalara benziyordu. Özgür martılar gökte, o denizde, kadın ruhu her yerdeydi...

Tüm balıklar onun özgür ruhunu görüp, birbirlerine fısıltıyla onun güzelliğini anlatmaya başladılar. Bir zaman sonra kulaktan kulağa aralarına katılan bu özgür ruh, tüm maviliğin dilinde bir masala dönüştü...Lapina sürüleri, ye…

SEÇİMLERE VE İNSANA DAİR DÜŞÜNDÜKLERİM...

Resim
KARAGÖZ’LÜ ŞİİR

Uzuneşek oynamaktan tutsak
Bir topumuz vardı
Bir de Maradona’mız Latin Amerika’dan

Kibrit kutusunda vasati kırk yıl
Bir de hepsi hepsi bir karagöz resmi işte
Sol yanımızda duran

ZEZE

'söğüt ağacından
zeze yapmak
çocukken en çok sevdiğim şeydi'

uzaklardan geldim!
heybemde
kıyılardan topladığım
ölü deniz yıldızları.
göğsümde kaynayan ocakta
ak düşlerim...

BARIŞ

Yaşamak biraz eflatun olsaydı
Kırmızı görünseydi
Sabah sabah gözüme hayat…
Gecenin mavisine saklansaydı
Çocuk yanlarım.

Olmasaydı savaşlar
Ölmeseydi parmaklarım...
Ellerim, ellerine öğretseydi dokunmayı
Usul usul büyüseydi serçe parmaklarım.

HATIRA

Saçların söğüt ağacının gölgeliği a kızım
İki zeytin tanesini, üç dilim ekmeği bölüştüğümüz.
O gülüşün yok mu ya: Güvercingöğsü mor
Bıraksalar koparacak hâlâ dizginlerini...

ÖZGÜRLÜK

Hani, kapanırken zarf
Erir ya tunç bir gökyüzü gibi satırlar
Güvercingöğsü
Mor, yeşil, eflatun
Öylesi geliyorsun aklıma...

Kömürden, demirden, sudan ve ateşten bilyeler biriktiriyorum sana...

BARIŞ

Ali topu Ayşe'ye at

AŞK

Resim
uzak ufuklara asılı çanlarda ölü gölgeleri
denizkızlarının
vakitler lâl, yelkovan kuşları kanatsız
suspus iklimlerde
ağızlarda badem tadı ilk öpmelerin.


gülün kaderine işlenmiş kan rengi bir unutuş…



T.KURT

UZAK

Resim
usul usul büyüyen kız çocuklarına




1

Denizin mavisini görebileceği bir duvara tutunur erguvan
dokununca kapanan küstüm çiçekleridir mimozalar
ayrılık karanfil kokar,gözlerin papatya
gitme yüzüm solmasın...

Uzak iklimlerde de çocuklar vardır kuşları çok seven
gemiler değil, denizlerdir uzaklaşan bizden bazen...

2

Güzeldir, çığlık çığlığa merhaba demek karanlık bir deniz mağarasında yaşama
güzeldir Akdeniz sisi içinde soluklanmak...

Bağıran bir şehir büyür içimde
perdeleri en yüksek sestir yaşamak...

Bazen bir söz, bir tohum gibi düşer yere
açılır şehrin kapıları
hafiften bir rüzgar bile yeter kapı eşiğinden kayıp gitmene.
Kök salıp kalabilmek için gidilir bazen de...

Denizin tuzu bile yetmez bazen, saçlarından alıp seni geri getirmeye.
O vakit denilir ki 'Gurbet bu: gidip de dönmemek var; gelip de....'

3

Parmaklarınla yüzündeki bulutlara dokundun mu
gözlerinden gerisi bir karanlıkta kaldın mı hiç
oysa bir tutamdı saçların
...

Senin ve benim ayazım çıplak mavi
tangodan geride kalan bozgun ömrümüzde
dudakl…

yaşamdan hikayeler-1

Resim
Geldi geleli içindeki yalnızlık; ne yapsa, ne etse bir türlü dinmek bilmiyordu. O yakıcı çöllerde bile böyle değildi oysaki. Özlemlerine kavuşmanın tedirginliğiyle bir günde doldurmuştu koca evi kolilere. Uzak kaldığı ailesi yanı başındaydı ama yine de içinde bir yabancılık, bir sahipsizlik duygusu; sanki düşmüş bir uçağın kara kutusunu arıyordu yana yakıla… Belki de kuruntu ediyorum, diye geçirdi içinden. On dakikadır sıra beklediği koltukta karıştıracak dergiler arandı. Konuşmalara istemeden kulak veriyordu. Kuafördeki kadınların derdiyse başkaydı. İçini bir sıkıntı bastı. Çılgınca alış veriş etmek, sokaklara atmak kendini, yürümek, demli bir çay içmek geçti içinden. Saçını başını unuttu…

İğneden ipliğe ne ararsan bulabileceğin üç katlı mağaza alışveriş çılgını kadınlarla doluydu. Koca mağazada beğendiği bir şey bulamayınca oradan da çabucak sıkıldı. Sokağa attı kendini. Dükkânların vitrinlerinde gördüğü ayakkabıları izledi uzun uzun. Çiçeğe durmuş erik ağaçları sessizce baharı müjde…

LEKE

Resim
Alnımızda kırlangıç izi bir uzak leke kaldı aşktan
Sararmış yaprakların yüzünde kurudu apansız kan.
Kalbimize buzdan bir bıçak sapladı soğuyan sular

Ne boktan günler gördü şu yaşlı dünyamız
İskender’in ordularını da tanıdı; Spartaküs’ün yüreğini de
Ezile ezile şaraba döndü salkımları

Dünyanın karanlığını giyinmiş bir gelindi Pippa
Ölü bir kelebeğin gölgesi gibi
Dört bir yanı kaplarken beyaz lilyum çiçekleri.


temel kurt

YOL

Resim
Bugün en az bir kez adını anımsadım
En az bir kez yürüdüm yalnızlığımla
En az bir kez yoldaşlık ettim çöl rüzgarlarına.
Yollar ve yangınlar gördüm
Küfürler, dualar, yalanlar...

Denizdeki karartının kayık olduğunu hayal ettim
Kefterime neden bilinmez
Önce bir gül çizdim
Sonra İstanbul'da bir akşam üstünü...

Artık günde en az bir kez ölmeyi geçiriyorum aklımdan
Bir çakıl taşı gibi uyumayı denizde
sonra yaşamayı, kırmızıyı, şarabı ...

Minarelerden yankılan sesleri çizdim yüzünün tenhasına
Kalabalık meydanlarda çınarları
Bozulmuş düzenleri, birikmiş öfkeleri...
Akdeniz mavisi öpüşlerini
Yıldızların nasıl da çocuk olduğunu
Kibritçi kızın neden öldüğünü
Teninin iyot koktuğunu...Suya çizilen bir ebru gibi çizdim!

Hiç tarif edilmez gidişleri, sonra dönüşleri....
Kırlangıç uçuşu bir yazdan geriye kalan erguvan lekeli anıları...
Falları, sırları, söğüt ağaçlarını, suları...
Bugün en az bir kez uçurumları düşündüm.

Yine de sen atlasta, en uzak karasıydın ömrümün
en derin yarası ve de...

t.k…

özlem

kıyı boyu yürüyüp boş bir banka oturdu. geçen gemileri izledi epey bir zaman. sonra sıkıldı. hafif esen rüzgardan epey bir üşümüştü. demli bir çay içip kendine gelmek için eyüp dayının barakasına gitmek geçti aklından. kalkıp usul adımlarla yürüdü iğne yapraklı çamların arasında. yolu yarılamıştı ki eyüp dayının bu kış öldüğünü anımsadı. olduğu yere çivilenip kaldı. küfürler etti kendine. ama unutmuştu işte...

sabah uyandığında; eve nasıl geldiğini, soyunup nasıl yatağa girdiğini anımsamadı. öyle halsizdiki öğleye kadar kalkmadı yataktan. ayağa kalktığında sokakta buldu kendini. erken açmış erik çiçekleri gülümsüyor, serçeler öğlen sıcağında ekmek kırıntısı aranıyordu. tren garının merdivenlerindeki büfeden bir gazete aldı. başlıkları söyle bir gözden geçirip iki adım ötesindeki çöp tenekesine attı gazeteyi. trende cam kenerına oturup yol boyu rayları izledi. çeliğin yüzünde ışıldayan bahar içini ısıtıyordu. ama bu da sıktı onu. kendime bir ödül vereyim bari , diye fısıldadı yüreğine.

S…