Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

SANA DAİR

Resim
yüreğimde kar tozutuyor
ellerim buz sarkıtları gibi
kederim ağır, başım belada
sorma sevgili; gene öyle kendime batmışım ki…
sorma sevgili; çiçeksiz öyle yoksulum ki erik ağaçları gibi


TK

:)

ben kalbimin tıkırtısını duyduğumda
işte orda başlar ilk ders;
no'lursa olsun yaşamak yener her bir şeyi...

tk

YALNIZLIĞA DAİR...

Resim
Onu anımsayınca sanki yüreğine mavi kanatlı bir kelebek konmuş gibi hissetti, aklından binbir türlü şey geçirdi yine. Sımsıkı kucaklayıp yüzünün bütün  gizli çiçeklerini öpüyor, göğsünün ayrığındaki o iki iri yıldıza dokunuyor, sonra düşleri onu o kayıp ülkeye götürüyordu. Rimbaut'un o büyülü orman ülkesinde yenilmez bir yarı Tanrıydı artık.

Sonra ansızın bu zamana dönüyor gene yapayalnız kalıyordu. Elindeki telefonun hafızasından onun adını buluyor, arayıp aramamanın o tarif edilmez huzursuzluğunu, korkusunu yaşıyor, susuyordu. Üzerine bir şeyler karaladığı ufak not kağıtlarını ara, arama diye say diyordu içindeki ses ona, üşenmeden onca kağıdı  tek tek sayıyordu: ara, arama,ara,arama,ara....ara çıkıyordu,arayamıyordu gene. Aramak onun elinden hayallerini de alır diye  korkuyordu.

Sonbahar bitmek üzereydi, günler yağmurlu ve soğuk, geceler yıldızsız ve kapkaranlıktı. Dünyanın dertleri daha bir çoğaşmış oysa eşitliğin ve barışın çaresi hala bulunamamıştı. Dört bir yana yeni ölüml…

BARIŞ

kutsanmıştı bir kez daha kanlı zaman
dağılmıştı dört bir yana ölülerimiz
sessizliğin çuvalına sığmıyordu ağlaşmaları kadınların
çünkü bütün ütopyalar gene genç yaşta ölmüştü… tk

karalamalar

iki gündür midem ağrıyor, korkuyorumda doktora gitmekten, iki bira içtikten sonra başladı bu ağrılar sanki bana artık içmeyide yasaklayacaklarmış gibi bir ses duyuyorum içimde. dayanamam buna, zaten ne yapıyorumki.

geriye dünüp bakıyorumda on yıl hayatımda anmaya değer hiç bir şey yok, herşeyi yutan bir boşluk hayatımı her gün biraz daha içine çekmekte. şimdi daha iyi anlıyorum böçeğe nasıl dönüşülebildiğini oysa bir zamanlar denizin maviliği büyülü bir göl gibiydi içimde.

çocukken ikibinli yılları merak ederdim, ikibin onbir yılında hibir şeyi merak etmiyorum. bazen amaçsızca bu gri şehrin sokaklarında yürürken buluyorum kendimi, olmayan bir yere doğru yürümek biraz olsun rahatlatıyor beni. çizgiyi ne yaparsam yapayım geçemiyorum ama... çemderin içinde yaşamak kum saatindemn akmak gibi, birazdan kendimi altüst edip öbür yana akacağım, aslında bu zaman kavramı sacma bir şey...

epeydir yazmıyorumda, doğru yazmamın bir sebebide yok. bir çiklet reklamı izledikten sonra yazmak anlamsız g…

KAPKARANLIK

Boktan bir gündü. Kapkaranlık. Oysa bugün iyi olacak diye ummuştu. Rutubetlenmiş kibrit de ne ettiyse bir türlü yanmak bilmedi. Bir sigara içse, biraz kendine gelir, kafası açılır, sıkıntısı dağılırdı. Olmadı yakamadı. Başladı tırnaklarını yemeğe. Böylece biraz oyalandı, sıkıntısı dağılır gibi oldu. Serçe parmağını kanatınca emmeğe başladı, kanı tatlıydı. Boktan bir gündü. Kapkaranlık… Dışarda gök gürlemeye başlamış oluk oluk yağan yağmurun penceredeki tıpırtısı iyice bunaltmıştı. Bunlar yetmezmiş gibi bir de midesinin guruldadığını hissetmeye başlamıştı. Ev tamtakırdı. Mutfağın altını üstüne getirse de bula bula bir tarafı çürümeye yüz tutmuş bir domatesle, bayatlamış bir parça ekmek bulabildi. Taşlaşmış ekmek dilimini ağzına atıp çiğnedikçe biraz rahatlar gibi oldu. Serçe parmağında kan pıhtılaşmıştı. Can sıkıntısı, açlık, yağmurun karanlığı, uzandı kanepeye. Sararmış tavanda badananın yutan boşluğu da ayrı bir can sıkıntısıydı. Boktan bir gündü. Kapkaranlık… Yerde üst köşesi kald…

BAZEN

bazen uzun uzun yağmur yağsın,
her şey sussun, bir tek içimin sesini duyayım istiyorum
ama olmuyor, bu dünyanın sesi boğuyor beni de
o vakit camları kırmak ve çok uzaklara
sarı portakalların korkusuzca yüzünü güneşe döndüğü o kıyıya kaçmak istiyorum

senin gibiler çoğalsa keşke bu dünyada
sıcacık ekmek gibisiniz çünkü
sizin ellerinizi tutmak dünyaya kafa tutmak gibi...

aptallık çağında doğduk
oysa henüz insan kirlenmemişken de gelebilirdik dünyaya
büyük aşklar ve büyük inançlar silinmemişken henüz
istiridyelerin yüreklerindeki incileri kaybolmamışken yani

gecenin büyük güneşini tanır mısın?
işte senin varlığın; gecenin o büyük güneşi gibidir içimin karanlığında...


tk

modern zamanlar

Denizin uçsuz bucaksız maviliğinde yitip gitmişti gene. Neden böyle kaçıp kaçıp bu kayalıklara sığınıyor, neden bitiremiyordu içindeki hesaplaşmayı da niçin çıkamıyordu bu lanet olasıca hayat oyununun içinden gene ya bugün daha bir kederliydi işte. Kocası, kızı, çevresindeki bir yığın insan kalabalığının içinde bir çakıl taşı gibi an be an köşelerinin yontulduğunu, yorulduğunu, umarsızlığını duyumsuyordu. İçinde bir kartpostal gibi donup kalmış anılar dışında ağır bir yük oluyor işte böyle kendini bu kayalıklarda buluveriyordu. Açıklardan geçen şileplerin peşi sıra kaybolan gözlerinde anafor yarası bir sızı saplanıyor yüreğine, susup kalıveriyordu bu kayalıklarda. Susmak onu en çok kendinden koruyor yarım kalmış bir sözcük gibi gene umuda sığınmasına yarıyordu en çok. Oysa umut en kötü, en bencil, en bağışlanmaz, en iyileşmez yarasıydı zamanın. İşe güce vermese kendini, sürekli içinde biriken bu ağırlıkla nereye kadar giderdi orasını da bilmiyordu. Boş verebilse; bir martı gibi uçsayd…

:)

Resim
düşün ki; sabah sabah solundan kalkmışsın da
başka bi çağa açmışsın gözlerini
öyleki herşey herkese pay edilmiş
ben senle eşitim, sen ötekiyle, öteki kedi köpekle
düşün ki; aşktan ve ölümden dertliymişiz yanlızca…

tk

mavi'ye

Resim
sevdiğim şarabın kızılıydın
içimin karanlığında bi ateş böçeğiydi pırıltın
ah bilebilsen nice sevmiştim seni ben
-ki görmeden ve bir kez olsun dokunamadan mavi tenine...

Kazım Koyuncu'ya

Resim
avucumuzun içinde bi yağmur tanesi
yüreğimizde bi çalı kuşu gibiydin
seni dinlerken bi çocuğun ormanında yürüyor gibiydik...

tk

yaşanmayan zaman

Dostoyevski'nin ünlü romanı suç ve cezayı okuduğumda yıl 1990 dı. bense yirmili yaşların Alyoşalığı içinde her şeyi bir adım ötemde sanıyor ve uzağımı yakın etmenin hayalleriyle kişiliğimin temellerini atıyordum. romanın ünlü tiplemesi Raskalnikov dünyayı kendi kurgu penceresinden tanımlıyor ve ona kalıcı mutlak adaleti getirecek bir Napolyon sanıyordu kendini. hiç bir işe yaramadığını düşünüp öldürdüğü tefeci kadının parasıyla aklındaki o büyük adaleti kuramayınca kendisiyle hesaplaşıyor ve sonunda bir fahişe olan Sonya'nın aşkına sığınıp ruhunu İsa'ya adıyordu. insanın büyük ve sonsuz gerçeği dinde bulması aradan geçen zamana rağmen pek de değişmedi sanırım.bügün 3 haziran iki bin on bir. şuan bulunduğum yerde saat 12:00. kütüphanemin raflarında duran bu romanı okuyalı yirmi bir yıl olmuş, zaman ne çabuk geçiyor.

Türkiye seçimlere hazırlanıyor, kurgulanmış değerlerin hayatımız için abartılmış anlamlarından sıyrılmak pek kolay olmadığı için olsa gerek siyasetçiler( belkim …

...

benim mavi çiçeklerim vardı
aynamın öte yüzünde
toplardım onları her sabah
bu taraftaki menekşeler gibi olmasınlar diye

t.k

bişiylere dair

kül rengi anılarımız vardı
bi de gümüş kuşlarımız
sesimiz çoğunluk çığ tutar
buzdan kılıçlar keserdi göbeğimizi

tk

ANNELİK

Resim
çocuklar bi papatya yaprağı gibi tutunurlar anne güneşlerine kadınca gülümsemektir işte bu; şu kır çiçekleri de kadın olmalı mor açmışlar bügün çünkü...
t.k

MAVİ

Resim
sen çok güzelsin; yemin ederimki öyle Turgut Uyar dizeleri gibisin büyük saat hiç durmuyor seninleyken içimde (keşkem martılarınla da konuşabilseydim) oysa suskunluğun bi söğüt yaprağı gibi iç suyuma dokunuyor özlemin mavi ışıklarla örtüyor yıldızlarımın üzerini evet sen bu gece çok mavisin gene içimde; yemin ederimki bu böyle...
t.k

YÜZÜNE NİSAN YAĞMURLARI ÇİZMEK İSTİYORUM

Uyuyorsun
Yüzünde durgun bir göl yalnızlığı
Beyaz bulutlar
oradan oraya avare

Ömrümüzün çöllerinde
yürek derinliğinde kuyular
içine salınan kovalarda
umutlarımız
Su gibi
berrak
ve saf

Gökyüzünün
kara kaplı defterine
çizilmiş yalnızlıktır yüzün


Şimdi izin verirsen
yüzüne;
Nisan yağmurları çizmek istiyorum...

T.K

peri

Resim
bu sabah yine büyülü gözlerini düşündüm
serin bi mayıs yeli esti içime
bıraksaydım kendimi her yer denizdi
ve her şey yine masmavi...

tk

dilek

her taraf kapkaranlık ve kadife çiçekleri henüz açmamışlar
art arda gelip geçiyor birbirinin tıpkısı günler
kaplumbağa gibi sırtımda taşıyorum bu kirli çağı
keşke kendim olarak devam edebilseydim yola

tk

Şirince

bu sabah o büyülü gözlerini düşündüm
masmavi bi deniz oluverdi yüreğim
yetmedi; gülüşün geldi aklıma
üç kırlangıç geçti denizimden...

t.k

yazdan kalma bir günde

Resim
pencereye yaklaşıp tülün ardından sokağı izledim. dışarda yazdan kalma bir gün vardı, güneş ışıldadıkça sanki benim içim de ışıyordu. erik ağaçlarının pembe çiçekleri baharın erken müjdecisi gibiydiler. asfalt yolda bir sokak köpeği umarsızca geziniyor, esnaflar birbirleriyle olağan sohbetlerini ediyorlardı. pencereyi aralayınca tatlı bir esinti doldu içeriye. gökyüzünün bitmek bilmez maviliği beni alıp bambaşka bir düşünce çağına götürmüştü gene. insan ne kadar barbar olursa olsun, doğa; işte bu yazdan kalma günde olduğu gibi insanı da kendinden sayıyor, onca şavaşın ve sömürünün lanetine rağmen onu bu güzellikten mahrum bırakmıyordu...

insan çokça zaman susuyor mavi çünkü yol bitiyor. gün geliyor tek başına kalakalıyorsun. o senin sesini duysa bile sana ses veremiyor. çünkü yolun sonunda bile hala her şey çok uzakta, sense her zamanki gibi bu hayatın içindesin. işte modern çile böyle bir şey. çark durmaksızın dönüyor ve senin içinde aşk da umut da her an biraz daha azalıyor...

t.k

SANA DAİR

Resim
keşke gerçekten sevmeseydim seni
o vakit çok kolay olurdu her bir şey.
misal ayağımı kaldırmadan bile
bin kez söyleyebilirdim seni sevdiğimi.
öpüşlerim sahte olur,
ne yaparsam yapayım
asla göremezdim ne kadar mavi olduğunu...

t.kurt

SEKİZ MART'A DAİR

Neredeyse Eksiksiz

Biliyorsun, ölüm diye bir şey yok, diyor adam kadına.
Biliyorum, evet, artık öldüğüme göre, diyor kadın.
İki gömleğin de ütülendi, çekmecede,
sadece küçük bir gül benim özlediğim.

Çev. Cevat Çapan

Yannis Ritsos

aşka dair

ben bi düş gördüm
ihlamur ağaçlarıyla çevriliydi dört bi yanım
kokladım doyasıya
uyandım!yoktun.

ben aradım seni
her şey uzaktı,
uzak maviydi
mavi sen.

senin gümüşten kanatların vardı
çünkü sen bi periydin
bense kalbini arayan pinokyo...

t.k

ÖLÜ ZAMANLAR

Tatsız tuzsuzdum. Üzerimde ağır bir yükle uyanmıştım, yataktan kalkmak zor geliyor fakat parmağımı bile kıpraştırma isteği duymuyordum. Duvarların rengi soluk, içerinin havası ölü gibiydi. Pencerenin aralık perdesinden sokağın başındaki çınar ağaçları gözükmekteydi. Ağaçlar yapraksız, hava buz gibi, her şey ama her şey içimdeki denize çok uzak, bense her zamankinden de daha yalnızdım. Ezbere bildiğim birkaç şiiri bile kendime mırıldanamıyordum. Saatlerce o mezarda kaldım. Ne acıkıyordum, ne de susuyordum yalnızca bin bir türlü düşünce biri bitmeden diğerine gide gele aklımı meşgul ediyor, hiçbir şeyin sonuna asla varamıyordum. Takvim ilişti gözüme. 14 Şubat iki bin on bir. Oysa bugün pazardı. Demek gene birikmişti yapraklar. Nerden geldiyse aklıma takvim yapraklarındaki yemek tarifleri geliverdi ama gene acıkmadım, tuhaf bi şekilde midem bulandı. 14 şubat bir şeyleri çağrıştırıyordu ya ne olduğu bir türlü aklıma gelmedi. Kafamın içinde bir fare vardı da sanki durmaksızın kablolarımı k…

Bir Nisan Yağmuru

“bir nisan yağmuru” nda ıslandın mı hiç
damlalar akıp giderken yüreğinden
fısıltı çığlığın karıştı mı sularına

içindeki çocuk da baktı mı gözlerine
tuttun mu teninin doruğunda göz izini
soludun mu rengini gökyüzünün

ışığın kırıldığı yerde, gülümsedin mi yoksa
gülümsedin mi söyle…


Aynur Uluç

ŞUBAT

bilirim erik çiçeklerini
nasıl da bitirimdirler
hele ki ısınmaya görsün ortalık.

imlaya da uymuyor
yanı başımdaki o hırçın gerçek
içimde çoook ağır bi yük var

bu sıralar kafakağıdımdaki ismim aslını arıyor
çocukluğunu, yağmurunu, ille de mavisini
oysa aşk kemirgen bir sırdır, bilirim.

cin ali'nin maceralarıyla okumayı sökmüş
çengelli harflerin pramitlerinde yapayanlız bi şairim
bu yıl da geçti ya, belkim başka bi şubata bulurum seni...

t.k

Rüzgarlı şiir

Resim
sor bana; ümidin nerde başlayıp, nerde bittiğini hayatın
ve neden bu kadar karanlık olduğunu kimi sözcüklerin
görüyorsun rüzgar gülünü bile şaşırtıyorum
çünkü; çok çok seviyorum seni...

t.k

Güvercin

beni gene ırmağa götür
gümüş bir tas çiz sol elime
sonra o büyülü aynada kana kana su içişimi seyret
sen ki beni bir bardak suyla yaratansın
hatır bilmek sendedir
sevmek sende...

t.k

TUNUS HALKINA SELAM OLSUN

bazıları mansetlerine taşıdılar
bazıları iç sayfalarda küçük sütünlara sığdırdılar ya
bütün gazeteler yazdı bu yangını
çünkü ateşin sesiydi duydukları

mavi kelebek

Resim
bazen içimizdeki mavi kelebeği herkes görür, acep nedendir?

...

Resim
pencerede yağmur taneleri fısıldıyor kulağıma,
susup dinliyorum çaresiz,
işte böyle her yerde senin ışıltılar saçan sesin,
suskun ve mavi...
...

biliyor musun kağıttan bir gemidir hayat
yeterki bi ıslanmaya görsün...