Kayıtlar

Haziran, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Düşlediklerim

DÜŞLER

Herkes düş görür, ama benzeşik değil.
Geceleri beyinlerinin tozlu kıvrımında düş görenler,
Sabah uyanır anlarlar boşunalığını
Ama gündüz düşçüleri tehlikelidir,
Düşlerini açık gözle gördüklerinden,
Ve gerçeğe çevirdiklerinden onları.

David Herbert Lawrence (1885 - 1930)

***

Bir acı çocuğum işte,
Gözünüzün önünde.
Halini bilmeyen;
Geleceğini, geçmişini,
Vahşetle kuşattığınız,
Bir acı çocuğum işte…
Yakın durdukça içime,
durmadan iteliyor beni bir dilemma,
kardeşliğin
sınıfsızlığın
sevginin ağzına..

Süha Tuğtepe

YAŞAMAYA DAİR...

Bu Pazar sabahı neden bilinmez yine erkenden uyanıvermişti. Alışkanlıklardan kurtulmak kolay değildi ne de olsa. Günün ilk ışıltısı o sersemleten pırıltısıyla yüzünü mavileştiriyordu. Sabahın ılık rüzgârını içine çekerken kemiklerinin çıtırtısını duydu. Uzaktan sokağın bitiverdiği köşe başından pazarcıların hayhuyları gelmekteydi. Bir sürahi suyla pencerenin pervazına sıra sıra dizili saksıları sulamaya eğildiğinde rastlaştı yine o güvercinle. Belli ki yine yumurta bırakmaya gelmişti. Sardunyalar ve kadife çiçekleri suskunca onları izlemekteydiler. Bir karınca kadife çiçeğinin yaprağında geziniyordu. İnce boynuyla öylece durmuş kendisine bakan bu kül grisi güvercinin boncuk yeşili gözleri sessizliğin diliyle onu gözlüyor ondan izin istiyor gibiydi. Bir adım daha yaklaşınca uçuveren güvercinin ardında bıraktığı o yumurtayı saksının toprağına nasıl ustaca yerleştirdiğini hayretle izledi. O an içinde yaşamın o büyük buyruğunu duydu. Güvercinin gözlerindeki o ürkek bakışla ona ne dediğini…

YOL

Resim
Yön, yola çıkanların
Yara yara yürüdükleri
'yol'dur.
Varmaksa, sonu olmayan bir şeydir 'yol' da...

Senden önce yürüyenlerin
Ayak izlerine basarak
Kendini yürümek kim bilir.
Hep kendini yürümek, sonunda kendine döndüğün bu yollarda (yoldaşça)

t.kurt

YEŞİL

Resim
seninle anlam bulan kırmızı soluğum
yüzümün o suskun mavisi
her şey ölüyor sevgili.
oysa sen çocuk İsalar gibisin hâlâ!
öptükçe ellerini, yeşilleniyor içim dışım
hele ki gülümsediğin vakit
bir kuyrukluyıldız geçiyor karanlığımdan sessizce.
bozuluyor ezberim
iki kişi oluyorsun aynalarımda yine.

t.kurt

DELİLİK

Resim
Kalabalık sokaklarda yitip gitmekten kaçıyorum kimi
Kimi yalnızlıkta çekilmez geliyor
Anlayacağın bir boşluğa bıraktım atlarımı
Altın eyerlerine korkuyu yüklenmiş her biri.

Kapımı tıkırdatacak o postacıyı beklerken ömrümün eşiğinde
Ölü mektupların anarşik harfleri uğulduyor beynimin gizemli labirentlerinde
Apar topar alıp vurmaya götürüyorlar beni Bay K'nın yerine
Hayır diyorum, ben cin çıkarmak istemiyorum daha...
Komilinin üzerinde duran mumu yakıyorum
Kaç kez söndürdüğümü anımsıyorum sonra
Suya bırakmak kendimi ve derinlerde seni bulmak istiyorum bir tek.

Yağmur çiseliyor dışarıda
Camlarda tane tane ölüyor an
Felsefenin hayattan alacağını hesaplıyor yaşlı ışık
Biliyorum bunun adı delilik
Var olanı dürtüyor ve eşeliyor
Bir salyangoz yavaşlığıyla kök salıyor içime
Ve gölgelerimi uyandırıyor her sabah...

Söyle hangi tanrıçanın sunağına adanmış bir ülkü bu
Gün be gün yatağını oyarken su!

Temel Kurt

YEŞİL

Resim
Ocaktaki çaydanlık sımsıcak fokurduyordu. Köşesinden minik bir üçgen yapıp kıvırdığı kitabı usulca kapayıp öylece bırakıverdi masanın üzerine. Sigara paketiyle bakıştılar. Yenilmedi kendine. Mutfağa geçip, raftaki kavanozdan iki kaşık çay alıp, attı porselen demliğe, yavaşça gezdirdi sıcak suyu üzerinde, demini almaya bıraktı. Serindi hava, ölgün yıldızların uzayıp giden boşluğunda açık pencereden içeri dolan rüzgârın yumuşak dokunuşları daha bir kendine getiriyordu insanı. İnce belli bardağa dudak payını bırakarak doldurduğu demli çaydan daha bir yudum almamıştı ki; zırıltıyla çaldı telefonu. “avuçlarını aç” dedi telefondaki ses. Açtı nedenini hiç düşünmeden. “ avuçlarına yeşili bıraktım. hadi ellerini yüzüne sür!” Yine düşünmeden yaptı söyleneni. Uzak, çok uzak bir sesti buyuran. Yüzünden kalbine yayılan o huzurla usulca yumdu gözlerini, bir ırmak akıyordu şimdi içinde; derinleştikçe yeşile çalan, yeşilleştikçe sessizleşen bir ırmak…



“Henüz hiç kimsenin, hiç kimseye söylemediği
o sözc…

DİDOU NANA DİDO

Resim
“19. Yüzyılın büyük İngiliz ressamlarından William Holman Hunt'ın, bir bahçeyi
tasvir eden tablosu Londra Kraliyet Akademisi'nde sergileniyordu. Hunt'ın 'Kâinat ışığı' adını verdiği bu tabloda geceleyin elinde bir fenerle bahçede duran filozof kılıklı bir adam görülüyordu. Adam, serbest kalan eliyle bir kapıyı vuruyor ve içeriden bir cevap bekler gibi görünüyordu. Tabloyu tetkik eden bir sanat eleştirmeni Hunt'a dönerek: 'Güzel bir tablo doğrusu, ama mânâsını bir türlü kavrayamadım.'dedi. 'Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı? Ona kapı kolu takmasını unutmuşsunuz da...' Hunt, gülümsedi ve ekledi: 'Adam alelade bir kapıya vurmuyor ki... Bu kapı; insan kalbini simgeliyor... Ancak içerden açılabildiği için dışında kola ihtiyacı yoktur.' Sanatçı ürettikleri, yaşama karşı duruşu ve savunularıyla halkın gönül kapısını çalan ve onun yüreğinde yaşayandır.”

İşte sevgili Kazım Koyuncu(Dido) da bu gönül kapısını çalanlardan biriydi. İçten ve teklif…

Üç Haziran 2009

Resim
bugün üç haziran, yeni binyılın eşiğinde zamanın içinden geçip kosmosu düşlemiş şairin ölüm yıldönümü. akşam yağacak gibiydi hava ama yağmadı. gece soğuktu ama üşütmüyor bilakis serinliği mutluluk veriyordu da. az evvel televizyon kutusunun uzaktan kumanda düğmesine dokunup memleketimde ve dünyada olup bitenleri dinledim. mucize gibi, büyü gibi bir şey bu, nerde ne olduysa hemen sana ulaştırılıyor. cinnet haberleri ne karışmış memleketim içimi burksada hızır bekleyen ermişin sabır taşına sığınmaya alışmış olmaktan olsa gerek çabucak unutuverdim bende bıraktıklarını. iflas eden dünya devlerinin mallarına el koyan süper devletleriyse bir süperman edasıyla alkışlamak geçti içimden. padişahım çok yaşa modundan çıkmak için mutfağa yöneldim, demlik fokurtusu beni biraz olsun kendime getirdi.

bugün üç haziran, yıllardır yurtsuz bir sığınmacı gibi sığındığım düş odamda(ki şiirdir) topraktan ve ateşten doğacak o en mükemmel aşkı bekliyorum hala. zaman hain kamcısıyla rüzgarın türkülerini fısıl…