UZAĞA DAİR...

Tolstoy'un Savaş ve Barış romanında bir Prens Andrey tiplemesi vardır, o kendini herkesten üstün ve büyük görür, yapamayacağı hiç bir şey olmadığına inanır yani bir nevi Napolyon sanmaktadır kendini. (dünyanın onun için yaratıldığına inanan bir Napolyon) Ta ki vurulup düştüğü savaş meydanında gökyüzünün- o sonsuz maviliğin- gözlerininin önünde son bir kez kımıldadığını görünceye dek. İşte o son anında şu fani dünyada her insanın bir karınca yükü taşıdığını anımsar. Sonsuz büyüklüğün, sonrasız tek şeyin içimizdeki o küçücük karınca yükü mutluluk yani hayatla barışımız olduğunu anlar...

Sen sustuğun yerde bile içime atılmış bir çiziktin, başucumda hep yanan bir kandil misali seni hep içimde yanık tutmaya çabaladım. Uzakta olsan bile içime seslenen bir karınca yüreğiydin, sende kendimi her defasında yeniden keşfediyor, içimin aynalarında kendimle bir kez daha yüzleşiyordum. Ama çokça zaman sanılara hapsolmak insan için acıların en beteridir... ellerin üşüdüğünde şiirlerimin bir el olup senin ellerini tutmasıydı yaşadığımız, hiç bir zaman gerçekle yüzleşmeyen bir sanıydın, seni ben yaratmıştım ve sen yalnızca benim içimde değerliydin...

İçimde bir antik gömü gibi seni sonsuza dek saklayacağımı bil ve gerçekliğe hiç bir vakit aldırış etme sakın. çünkü gerçeklik çokça zaman düşün kendisidir.

Yorumlar

İ.x.İ.r dedi ki…
Çok çok güzel bir yazı atesinsesi..

Yüreğine sağlık.
Şirvan dedi ki…
Sanırım kimse bu kadar önemsenmemeli. Ah bir de nasihatımı kendim tutabilseydim...
Su... dedi ki…
ve Andrey küçük bir kızın yalanıyla ölür..

Bu blogdaki popüler yayınlar

geçmiş zaman hikayeleri

BARBAR