14 Nisan 2013

YOL






Bugün en az bir kez adını anımsadım 
En az bir kez yürüdüm yalnızlığımla
En az bir kez yoldaşlık ettim çöl rüzgarlarına. 
Yollar ve yangınlar gördüm
Küfürler, dualar, yalanlar...

Denizdeki karartının kayık olduğunu hayal ettim
Defterime neden bilinmez
Önce bir gül çizdim
Sonra İstanbul'da bir akşam üstünü...

Artık günde en az bir kez ölmeyi geçiriyorum aklımdan
Bir çakıl taşı gibi uyumayı denizde
sonra yaşamayı, kırmızıyı, şarabı ...

Minarelerden yankılan sesleri çizdim yüzünün tenhasına
Kalabalık meydanlarda çınarları
Bozulmuş düzenleri, birikmiş öfkeleri...
Akdeniz mavisi öpüşlerini 
Yıldızların nasıl da çocuk olduğunu
Kibritçi kızın neden öldüğünü
Teninin iyot koktuğunu...Suya çizilen bir ebru gibi çizdim!

Hiç tarif edilmez gidişleri, sonra dönüşleri....
Kırlangıç uçuşu bir yazdan geriye kalan erguvan lekeli anıları...
Falları, sırları, söğüt ağaçlarını, suları...
Bugün en az bir kez uçurumları düşündüm.

Yine de sen atlasta, en uzak karasıydın ömrümün
en derin yarası ve de...

t.kurt

4 yorum:

pe hito dedi ki...

Bir otorite değilim şiir konusunda ama kabul edersen yorumumu; şiir çok başarılı olmuş :)

Her dizeyi yaşadım. Bir kez düşündüm önce, bir Gül oldum sonra çöllere düştüm. İstanbulu gördüm kırmızı şarabımdan bir yudum aldım.

Sadece ölümü geçirmedim aklımdan. "Daha" dedim. Daha çok gencim, onsuz yapacağım çok şey var, onsuz ona yapacağım çok şey var dedim.

Kalemine sağlık :))

Adsız dedi ki...

bazen doyardım artık kutbuna, kıtasına;
deniz şıpır şıpır kuşatır sallardı beni;
garip sarı çiçekler sererdi dört yanıma;
duraklar kalırdım diz çökmüş bir kadın gibi.

sallanan bir ada, üstünde vahşi kuşların
bal rengi gözleri, çığlıkları, pislikleri;
akşamları, çürük iplerimden akın akın
ölüler inerdi uykuya gerisin geri.

işte ben, o yosunlu koylarda yatan gemi
bir kasırgayla atıldım kuş uçmaz engine;
sızmışken kıyıda, sularla sarhoş; gövdemi
hanza kadırgaları takamazken peşine.

büründüm mor dumanlara, başıboş, derbeder,
delip geçtim karşımdaki kızıl semaları;
güvertemde cins şaire mahsus yiyecekler:
güneş yosunları, mavilik meduzaları.

koştum, benek benek ışıkla sarılı teknem,
çılgın teknem, ardımda yağız deniz atları;
temmuz güneşinde sapır sapır dökülürken
kızgın hunilere koyu mavi gök katları.

bu yol sarhoş geminin yoludur rimbaud gitti siz kırınız dümeni kendinize gelin.

deeptone dedi ki...

yine diyim şanslıymış o kişi.
:)

Aslıhan Yılmaz dedi ki...

hayatında bu kadar derin yaralar bırakan biri olduğu için şanslı mıdır insan?
yoksa bu hayatının en kötü tecrübesi mi? kararsız kalıyorum böyle şiirleri okurken..

Yeni adresim

ara ara aşağıdaki adresimde yazacağım https://atesinsesi.wordpress.com/ /