24 Kasım 2010

yokuş aşağı





Kaç saattir böyle dikelip kalmışım burada, neden sürekli denizin gri maviliğine bakıyorum, bilinmez. Ama benim tek bilebildiğim senin yokluğunun acısı. Ah keşke bi Neruda şiiri gibi sımsıcak yanı başımda bitiversen, sussak ve bizden geriye bir denizci düğümü kalsa. Çözülmesi kolay ama unutulması zor…

İnsanlar bu ömür denen yolda artık iyice böcekleştiler sevgi günlük, ne yazık ki kimse artık kendi hayatına da ait değil. Günler kalplerimize yalanların ağını ören bir örümcek masumiyetiyle tükenip gitmekte. Beni mesela artık hiçbir inanç kurtaramaz. (Evet, biliyorum az önce sana ondan bahsedende bendim)

Uzaktan bir yük gemisi geçiyor, bir nazım dizesi gibi ağır ağır ve dalgaları yararak. Onun ardında bıraktığı izlere dalıp gidiveriyorum. Birden çocukluğum geliveriyor aklıma, siyah önlük giyinmişim ve hep vapur resimleri çiziyorum defterime… gözlerimin altına sakladığım ne çok hatıra var bi bilsen sevgili günlük.

Denizin gri boşluğunda dalıp gitmişken ansızın cep telefonum çalıyor, anlaşılan o ki hayat acımasız sesiyle beni gene yanına çağırıyor. karanlık bir odada kağıdın yüzünde beliren fotoğraflar gibi suretime bürünüyorum yeniden.

3 yorum:

nil dedi ki...

"Duyasın diye beni
incelir
sözlerim arasıra
kumsallarda martıların izleri gibi."

neruda

endeliy'S dedi ki...

Hiç kimse kendi hayatına ait doğmadı.Tanrı'yı zorlayacak olan da bu.

(M) dedi ki...

"yokluğunun acısı"

düşündüm de "yokluk acısı" hangi acıdan daha az beterdir diye
sonuç; "varlığının acısı" olabilir mi acaba?

neyse:) nefis bir yazıydı, yine..

Yeni adresim

ara ara aşağıdaki adresimde yazacağım https://atesinsesi.wordpress.com/ /