YAŞAMAYA DAİR...

Bu Pazar sabahı neden bilinmez yine erkenden uyanıvermişti. Alışkanlıklardan kurtulmak kolay değildi ne de olsa. Günün ilk ışıltısı o sersemleten pırıltısıyla yüzünü mavileştiriyordu. Sabahın ılık rüzgârını içine çekerken kemiklerinin çıtırtısını duydu. Uzaktan sokağın bitiverdiği köşe başından pazarcıların hayhuyları gelmekteydi. Bir sürahi suyla pencerenin pervazına sıra sıra dizili saksıları sulamaya eğildiğinde rastlaştı yine o güvercinle. Belli ki yine yumurta bırakmaya gelmişti. Sardunyalar ve kadife çiçekleri suskunca onları izlemekteydiler. Bir karınca kadife çiçeğinin yaprağında geziniyordu. İnce boynuyla öylece durmuş kendisine bakan bu kül grisi güvercinin boncuk yeşili gözleri sessizliğin diliyle onu gözlüyor ondan izin istiyor gibiydi. Bir adım daha yaklaşınca uçuveren güvercinin ardında bıraktığı o yumurtayı saksının toprağına nasıl ustaca yerleştirdiğini hayretle izledi. O an içinde yaşamın o büyük buyruğunu duydu. Güvercinin gözlerindeki o ürkek bakışla ona ne dediğini, ondan ne istediğini düşündü. Yaşamak asla şakaya gelmiyor, diye fısıldadı yüreğine...


t.kurt

Yorumlar

beenmaya dedi ki…
yaşamak
tam gözünün önünde insanın
kulağının dibinde
dilinin ucunda işte...

yaşamak tam da içinde
yüreğinde...
Adsız dedi ki…
yaşamak asla bir başkasının ellerine yada yüreğine bırakılacak kadar basit değil, yaşamak şakaya gelmiyor...
yaşamak kadere terkedilecek kadar da basit değil...
yaşamak, önce yumurtadan çıkabilmeyi başarmak, sonra uçmak, özgürlüğe uçmak ve hep uçmak...
yaşamak bir bach sonatı, bir picasso tablosu olabilmek kadar zor...

sevgimle kal. çavbella.

Bu blogdaki popüler yayınlar

geçmiş zaman hikayeleri

BARBAR