İÇİMİZDEKİ UZAKLAR

Minibüsten indiğinde rüzgârın uğultusu kar taneciklerini dört bir yana savuruyor, bu da yetmezmiş gibi dondurucu soğuk bir kırbaç gibi yüzünde şaklıyordu. Durağın değnekçisinin çokbilmiş ukala yorumları da çabasıydı hani. Oldum olası bu insanların ne iş yaptığına aklı ermeyen Taner bir an önce Ankara otobüsünün geleceği perona doğru ilerlerken, taşıma sepetindeki Duman iyice huysuzlanmaya başlamıştı bile. Ayırttığı biletini almak için girdiği otobüs şirketinin görevlisi sepetteki köpeği görünce bileti vermeye pek yanaşmasa da bir paket sigara parasını cebe indirince sesini kesmiş, işinin telaşıyla çoktan az önceki uzun uzadıya tartışmayı unutuvermişti. Bu koca köyde neyine gerekti senin ta Antalyalardan buralara getirmek bu sevimli köpeği a deli kafa dedikçe kendi kendine sanki Gebze’nin şekilsiz silueti bir kez daha karşısında beliriyordu. İyi bir yere koysaydı da üşüyüp hastalanmasaydı bari Duman, Ankara’da onu sahiplenecek kadını netten bulmuştu ya iyi biri olduğunu ona fısıldayan yüreği umarım yanılmamıştı. Otobüs Gebze terminaline girdiğinde kar tipiye çevirmiş, yerler bir karış kar tutmuş, meraklılar cep telefonlarıyla ha bire fotoğraf çekmeye çoktan başlamıştı bile.

Kapılar açılınca dışarının durumuna aldırmadan aşağı inen yolcuların ilk yaptığı bir sigara tellendirmek olmuş, içlerine çektikleri dumanlar sanki içlerinin sıkıntısını çoktan dağıtmışçasına yüreklerine bir ferahlık gelmişti. Elinde sıkı sıkı tuttuğu fotoğraf makinesiyle çaktırmadan sigara içen bu kalabalığın fotoğraflarını çekmeyi aklından geçiren kadın kim bilir kaç kez gide gele eskittiği bu yolda hep bir fotoğrafı arıyordu aslında. Adını bir türlü koyamadığı, asla varamadığı bir uzağın fotoğrafını. Kâh otobüsün camından arkasında yiten şehrin binbir türlü hallerini, kah elektrik tellerinin ıssızlığını, kah kimsesizlikleri fotoğraflamıştı ya bir türlü yakalayamamıştı aradığı kareyi. İşte yıllar yılı bitmek bilmez yolculuklarının yegâne sebebi işte bu arayış, aklındaki bu düğümdü. Tipiye aldırmadan keyifle sigara içen yolcularda çoktan kaybetmişlerdi bir an için onun gözünde ışıldayan albenilerini, o da kederlenince mahzun bir maviliğe bürünüverdi yüzü gene. Bu fotoğrafçının yanındaki koltukta oturan kadınsa iş gezisi nedeniyle Ankara yolcusuydu, aşağı inmektense bir ada hikâyesi anlatan kitabını okumayı tercih etmiş camda eriyen kar taneciklerine kayan gözleri ona da in aşağı dese de öte yanı sıcağa daha bir sarılıvermişti. Evlenmiş, iş güç, çoluk çocuk derken bir şeyler hayatında değişmişti ya değişmeyen, ne kadar uğraştıysa asla değiştiremediği bir uzak yer içinde hep olmuştu. İşte hayat sihirli asasıyla bu iki kadını yan yana getirmiş onların sağsındaki koltuğu da şiir yazmaktan başka bir tasası derdi olmayan Taner’e ayırmıştı.

Yol ilerliyor, kesik yol çizgilerinin arasındaki boşluklar görünmez oluyor, zaman akıyordu. Sonra otobüs Ankara’ya vardı, bu üç yolcu ve diğer yolcular teker teker araçtan inip kendi öykülerine gittiler ve yolları bir daha hiç kesişmedi ya asla da vazgeçmediler içlerindeki uzağı aramaktan. Ha Duman’a mı ne oldu? Bu kısa öykünün yazarı bu konuda hiçbir bilgiye sahip değil, eğer bilen biri varsa lütfen onun akıbetini de bize o anlatıversin…

t.k

Yorumlar

nil dedi ki…
Burada
Sözolmamış sesin kederiyle
Başlar gün.
Ve denir ki;
Kaderinizi sevin
Sevin kaderinizi
Ve hayat için
Tatlı bir tesadüf deyin.

bejan matur

bazen öyle içimizde kaç yolculuğa çıkarız. ve kaç içsel yolculukta içimizdeki benlerle tanışırız...

duman mı... kendi yaşamındaki tesadüfler örgüsü içinde dingin ve mutlu olan bir olanağı yaşamıştır diye umalım mı?
ELİF dedi ki…
İçimizi bizmi uzaklara itiyoruz ve sonrasında aramaya koyuluyoruz.Yoksa doğuştan mı bu uzaklık bize...
Sırf içimiz değil ki her yanımız uzak bize aslında..
Biz bir havuza düşmüşüz ,bir öbür kıyıya gidiyoruz,bir öteki kıyıya.Aradığımız ney aslında bilen var mı?
Şirvan dedi ki…
Anladım ki bu Duman senin küçük köpeciğin hani önceden yazmıştın. Eee ne oldu kayıp mı oldu yani?

Bu blogdaki popüler yayınlar

geçmiş zaman hikayeleri

BARBAR